Ermeni Müşteri…

Tarihi ayaklar altına aldı bir düzine talihsiz

Değerler alt üst oldu mukaddesat sahipsiz….

 

Bugün Uber yaparken bir Ermeni müşteri aldım. Yol boyunca sohbet ettik. Heyecanla konuşuyordu. Türk bir şoför gördüğüne çok sevinmişti. Türkleri sevdiğini ve pek çok Türk arkadaşı olduğunu anlattı. Burdaki Türk restoranlarının daimi müşterisi olduğunu anlattı. Ailesinden bahsetti.

Aslında iki halkta problem olmadığını, politikacıların çözüm değil problem ürettiği konusunda konuştuk. İnerken defalarca teşekkür etti ve tokalaşarak vedalaştı…

Bize tarihte öğretilen şeylerin,

bütün milletleri düşman olarak görme anlayışının,

Türkün Türkten başka dostunun olmadığı safsatasının,

Sürekli bir düşman üretme hastalığının…

tekrar sorgulanması gereken bir dönem aslında…

Geçmişte yaşanan düşmanlıklar ve kavgaların geçmişte bırakılması gerekir. Ders alınacak yönleri varsa ondan ders alınmalı.

Her milletin iyisi ve kötüsü var. Topyekün bir millet kötü veya iyi olamaz…

Herkesi Mevlana ve Yunus anlayışı ile ‘insan’ üst kimliği ile kucaklamak lazım. Din, milliyet vs… daha sonra gelir.

 

 

‘Kupaları biz hiç sevmedik’

Beckenbauer diye bir adam. Alman futbolunun yetmişli yıllardaki yakışıklı, başarılara doymayan, kazanmadık kupa bırakmamış futbolun profosörü bir adam
Erken evlenmiş,üç çocuğu olmuştur. Oğlu Stefan’da başarılı bir futbolcudur, goller atmaktadır ancak babası kupalar kaldırmaktan stada gelip oğlunun maçını izleyememekte,onu alkışlayamamaktadır. Herkesin babası stadda olur ama Stefanın babası yoktur.
Futbolu bırakınca Beckenbauer Alman futbolunun başına geçer ve yüksek başarılarına devam eder. Dünya şampiyonlukları vs. hepisini kazanırlar.
Kırklı yaşlarını geçince Beckenbauer, o başarılı adam artık futboldan ayrılıp evine dönmeye karar verir. Stefan, babasının kokusunu ilk defa babası kırkiki yaşına geldiğinde hissedebilir. Artık çok mutludur Stefan.
Ailesiyle mutlu yaşamayı hayal eden Beckenbauer kısa bir zaman sonra oğlu Stefan’ın kanser olduğu haberiyle sarsılır
Amerika’dan Avrupa’ya bütün dostlarının sahiplenmesiyle oğlunu muayene ettirmediği doktor kalmaz. En son Fransa’da bir hastane merdivenlerini çıkarken Stefan merdivenlerde biraz bitkin, merdivenlere yığılır. Kendisini tutup kaldırmak isteyen babası Stefan’ın ağzından dökülen şu sözlerle sarsılır.
Stefan,babasına ; “Baba,biliyormusun, senin kaldırdığın o kupaları biz hiç sevmedik. Sen maçları kazanıp kupa kaldıracağın zaman annem televizyonun açık olduğunu farkederse televizyonu kapatırdı. Biz senin kupalarını hiç sevmedik baba” der.
Dünya futbolunun yıldızı, bir sözü iki edilmeyen koskoca Beckenbauer Fransa’da bir hastane merdiveninde oğlunun sözlerine hüngür,hüngür ağlamaktadır..
Aradan geçen üç ay zarfında oğlu Stafan’ı kaybeder Beckenbauer.
Bugünlerde kimselerle görüşmek istemez bu futbolun devi. Kendisiyle konuşma fırsatı bulanlara şunu söyler; “Kazandığım bütün kupalarımı alın, bana, Stefan’a sarılabileceğim iki dakika verin”

Sevdiklerinize zaman ayirin ve sevdiginizi söylemeyi ertelemeyin ..

Boşanmak mı?

Son dönemde gelen sorularda çiftlerin yaşadıkları ilişki çatışmalarında ve evlilik bağını sürdürmekle ilgili yaşadıkları zorlukların altında, tecrübeler ve yaşanmışlıklarla birlikte geçmişten gelen kuralların çeşitli nedenlerle artık göz ardı edildiği görülmektedir. Etnografik geçmişine gidilse belki de binlerce yıllık bir düstur olan Bir yastıkta kocamak diye bir anlayış vardır. Bugün yaşanan çatışmaların temelinde işte bir yastıkta kocamaktan vazgeçmenin, kadının ve erkeğin rollerinin değişmesinin izleri var. Çiftlerin önce yastıklarını, sonra yataklarını, hatta odalarını bile ayırdıkları bir süreç yaşanmakta, cinsel yaşam tamamen arka plana itilmektedir. Bunun da evlilik kurumuna ağır darbe vurduğu söylenebilir.

Evlilik, ‘Ben, sen ile, ‘ben’i koruyarak ve ‘sen’i yok etmeden biz olmak istiyorum.’ demektir. Birlikte mutlu olacağınızı düşündüğünüz biriyle yeni bir hayata adım atmaktır. Romantik ve heyecan verici tanışma ya da nişanlılık döneminde evliliğe hazırlanan çiftler, iki gönül bir olunca samanlığın seyran olacağını düşünür ve evliliklerinde aşamayacakları hiçbir sorun olmayacağına inanarak yola çıkarlar. Ancak son yıllara ait istatistiklerin ortaya koyduğu boşanma oranlarındaki çarpıcı artış, gerçekte samanlığın seyran olmadığını göstermektedir. Evliliğin uzaktan bakıldığı kadar kolay olmadığını gören çiftlerden bazıları işin kolayına kaçtığından, bazıları da evliliği ciddiye almadığından devam ettirmek yerine boşanmayı seçiyorlar. Çoğunlukla şiddetli geçimsizlik nedeniyle sonlanan evlilikler, aslında eşlerin birbirlerini anlamaya ve aralarındaki uyumu korumaya çalışmamaları ve birbirlerini kafalarındaki rollere sokma gayretleri nedeniyle bitiyor.

Değişmeyen tek şeyin değişim olduğundan evliliklerde de değişimin kaçınılmaz olduğu bilinmeli. Zaman içinde kadının ya da erkeğin bir dizi değişimden geçeceği muhakkaktır. Her ikisin de ihtiyaçları, istekleri, beklentileri değişir, farklılaşır. Bu değişim, eşler tarafından anlayışla karşılanıp kabullenilmez ve uyum sağlanmazsa aralarındaki iletişim bozulur. Çatışmalar, tartışmalar, kavgalar ve hatta boşanmalar yaşanır. Mutlu bir evliliğin temeli iyi bir iletişimle atılabilir. Geçmişte çiftlerin evlendikleri zaman yataklarında tek uzun bir yastık bulundurma geleneği bulunurdu, ‘ bir yastık ‘ deyimi de işte burdan gelir. Ne olursa olsun, aralarında nasıl bir sorun ya da çatışma yaşanırsa yaşansın çiftin gece tek bir yastığa baş koyduğu ve yatağını ayırmadığı realitesi bulunurdu. Bunun asla elden bırakılmayan bir ve tek olma, iletişimi asla koparmamayı temsil ettiğini belirtebiliriz. Eşlerin birbirini dinlediği ve anladığı bir iletişimleri varsa, birlikte aynı saatte yatağa girebiliyorlarsa, göz teması, gönül teması ve ten teması kurarak birbirlerini dinleyebiliyorlarsa, ahde vefalılarsa ve düzenli cinsel hayatları varsa evlilikleri de sağlam temeller üzerine kurulmuştur. Bu sayede, yaşadıkları çatışmaları ve diğer sorunları etkili bir biçimde çözebilirler. Aksi takdirde, en ufak bir geçimsizlikte, yastığını, yatağını hatta odasını ayıran çiftler için çatışma olasılığı artmaya devam eder.

Son dönemlerde evliliklerde değerlerden ödün verildiği dikkat çekmektedir. Bireysel olarak da bir çift olarak da geçmişte doğruluğu defalarca kanıtlanmış olan bazı değerlerin kaybolması ile birlikte gerek aile içinde gerekse toplumsal olarak çatışmalar yaşanmaktadır. Sağlıklı evlilik hayatından verilen tavizler ve girilen yanlışlar, sonraki yanlışlara yapı açmakta ve durumu iyice içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Ne olursa olsun, bir yastıkta kocamaktan vazgeçmemeye, değerlerden ödün vermemeye dikkat edilmelidir.

Evlilikte mutluluk ve uyum için…

Evliliğin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve çiftlerin hem mutlu bir iletişim hem de uyumlu bir cinsellik yaşamaları için de bazı tavsiyeler:
1- Sevginizi açıkça gösterin

Eşinize onu sevdiğinizi sözlerle ve davranışlarınızla ifade etmekten asla vazgeçmeyin. Sevmek ve sevildiğini bilmek herkes için öncelikli bir ihtiyaçtır. Evliliklerde yapılan en büyük hata bir süre sonra eşlerin birbirlerine sevgilerini ifade etmemeye başlamalarıdır. Eşinize onun sevgi dilini kullanarak onu sevdiğinizi anlatmayı hiç bırakmayın.

 

2- Değer verdiğinizi hissettirin

Eşinizi beğendiğinizi, ona değer verdiğinizi, saygı duyduğunuzu gösterin. Düşüncelerine değer verin ve onu yargılamadan dinleyin, onaylayın, takdir edin, asla başkalarıyla kıyaslamayın ve kesinlikle aşağılamayın. Eşinizin duygu ve düşüncelerini anlamak için empati yapın. Üzgün, tedirgin, gergin olduğunda onunla konuşarak neler hissettiğini anlamaya çalışın.

 

3- Değiştirmeye çalışmayın

Hiç kimse mükemmel değildir. Her insanın iyi ve kötü yanları, olumlu ve olumsuz özellikleri olabilir. Eşinizin olumsuz özelliklerine değil, olumlu özelliklerine ve iyi yanlarına odaklanın. Olumsuz özelliklerine tolerans göstererek, oluşabilecek anlaşmazlıkları ve çıkabilecek tartışmaları önlemiş olursunuz.

4- Sır saklamayın

Eşinize asla yalan söylemeyin ve ondan hiçbir şey gizlemeyin. Evliliğin temel direklerinden biri güvendir. Eşinizin güvenini sarsacak her türlü söz ve davranıştan kaçının. Güven bir kez sarsıldığında, yeniden eskisi gibi sapasağlam olması çok zordur.
5- Öfkenizi kontrol edin

Sinirlendiğinizde eşinizi kıracak herhangi bir söz sarf etmemek ya da ona zarar verecek bir davranışta bulunmamak için öfkenizi kontrol altında tutun, yapamıyorsanız sessiz kalın. Eğer yine de öfkenizi kontrol edemiyorsanız sakinleşene kadar eşinizin yanından uzaklaşın.

6- Özür dileyin

Yaptığınız hataları olgunlukla kabul edin ve özür dileyin. Ama dileğiniz özrü o hatayı bir daha yapmamak için verdiğiniz bir söz olarak kabul edin ve hatalarınızı tekrarlamamak için çaba gösterin.
7- Sorumlulukları paylaşın

Ortak yaşamın tüm sorumluluklarını ve yapılması gereken işleri adil bir biçimde paylaşın. Evliliğin ve günlük yaşamın tüm yükünü eşinizin omuzlarına yüklemeyin.

8- Birbirinize özel zaman ayırın

Eşinizle baş başa zaman geçirmek için fırsatlar oluşturun. Birlikte daha fazla şey paylaşmaya, ortak zevkler edinmeye çalışın. Gelecekte hatırlamaktan mutluluk duyacağınız güzel anılar inşa edin. Birlikte yapmaktan hoşlanacağınız spor ya da hobi faaliyetleri bulun.
9- Kendinize de özel yaşam alanı oluşturun

Eşinizin ve sizin sadece evliliğinize adanmış tek bir hayatınız olmadığını kendinize ait de bir yaşamınız olduğunu unutmayın. Her ikiniz de bireysel ilgi alanlarınız ve hobilerinize zaman ayırın. Kişinin kendine özel zaman ayırmasına ‘bireyselleşme’, çift olarak başka çiftlerle bir arada olmalarına ise ‘sosyalleşme’ adını veriyoruz. Sosyalleşen ve bireyselleşen bir çift hem kendini özgür hisseder hem de ‘biz kimliği’ geliştirebilir ve bu kimliğini koruyabilir.
10- Cinsellikte uyumu yaşayın

Mutlu bir evlilik için gerekli olan duygusal birlikteliğin yanı sıra, düzenli ve sağlıklı bir cinsel birlikteliğin de olması gerekir. Eşinizle romantizm uyumunu yaşadığınız bir cinsel yaşamınızın olasına özen gösterin.
11- Evlilik terapistine başvurun

Evlilik terapisi sadece çatışmalı çiftler için var olan bir yöntem değil aynı zamanda hem ilişkisel hem de cinsel uyumsuzlukların çözümünde ya da zenginleşmesinde önemli bir katkı yapabilir. Bu nedenle alanında uzman bir evlilik terapistinden destek almaktan da asla çekinmeyin.

Alıntı: PSİKOLOJİK DESTEK İNSİYATİFİ

Tiran’ın Özellikleri

Tiranlar ile ilgili pek çok yazı yazıldı. Son zamanlarda gördüğüm en güzel yazılardan birisi. Yüksel Çayıroğlu yaptığı bir araştırmayı twitter hesabından paylaştı. Ben de yazıyı olduğu gibi sizlerle paylaşmak istiyorum:

İmam Abdülfettah, et-Tâğıye (Tiran) isimli kitabında, eski Mısır’dan, Yunan’dan, Sasani’den, İslam dünyasından vs. verdiği misallerle tiranların ve istibdat rejimlerinin genel bir fotoğrafını çekmeye çalışmıştır. Onun bu çalışmasına göre tiranların genel özellikleri şunlardır:

– Yasa ve kanunlarla problemlidirler. Yazılı veya yazısız bütün kanunları küçümserler. Ağızlarından çıkan kararların “kanun” olarak kabul edilmesini istediklerinden kanunlarla bağlı kalmaktan rahatsız olur ve bu yüzden onlara itibar etmek istemezler.

– Bütün siyasi yetkileri ellerinde toplamak ve bütün idari karar mekanizmalarını kendilerine bağlamak isterler. Zira onlara göre iradelerinin dışında gelişecek bir kısım olayların önünü almanın ve muhalif sesleri kısmanın en etkili yolu budur.

Gaybubette Bayram

11 Eylül 2016 karanlık dönemin ilk bayramıydı. Üzerinden peş peşe bayramlar geçti. Önce eşinden, sonra evlatlarından kopan bir annenin kaleminden altı bayram…

15 Temmuz’dan iki gün sonra eşimin, yaklaşık on gün sonra da benim ve çocuklarım için başlayan gaybubet hayatımızın ikinci ayında gelen ilk bayram 11 Eylül 2011 Kurban Bayramıydı.

Çocuklarımla beraber iki ayda üç şehir, üç farklı aile yanında geçirdikten sonra gerçeklerle yüzleştiğimiz, çaresizliği sonuna kadar yaşadığımız ilk Kurban Bayramı. Çocuklar uzun zamandır babalarını görememekten, sürekli yer değiştirmekten başkalarının evinde kalmaktan çok yorulmuşlardı. Psikolojileri altüst, birbirleriyle bağırarak konuşmaya başlamalar, ağlama krizleri…

Havalar çok sıcak, benim rahatsızlığım ve 24 saat bir odanın içinden başka bir yere çıkamama, istediğin gibi hareket edememe, yatmak istiyorsun yatamıyorsun, istediğin zaman çayını demleyip içemiyorsun ya da istediğin bir şeyi çıkıp alamıyorsun. Yanında kaldığın ne kadar yakının da olsa…

Kaldığımız ilk ev eşimin bulunduğu şehre çok uzaktı. Telefon kullanmadığı için eşim ile uzun zaman görüşemiyor, hiç dışarı çıkamadığı için konuşamıyorduk. Arada bir tanımadığımız biri arayıp iyi olduğunu haber veriyor, selamını iletiyordu. Çocuklar babası için hem endişeleniyorlar hem de çok özlemişlerdi.

Bir taraftan da okullar açılacaktı. Eğitimleri ne olacaktı? Okullarına devam etmek istiyorlardı ama bunun için eve dönmemiz gerekiyordu eve dönersek benim tutuklanacağımı biliyorlardı. Bu kararsızlık hali de eklenince psikolojimiz iyice kötü oldu. Artık normal şeylerden bile konuşurken gözümüzden yaş geliyordu.

Gülemiyorduk, yemek yerken bir üçüncü lokma boğazımızdan geçmiyordu. Her şeyi yapıyormuş gibi görünüyorduk artık. Hep beraber otururken komik bir şeyler oluyordu, herkes gülüyordu ama ben çocukların yüzüne bakıyordum, aslında gülmüyorlardı, gülüyormuş gibi yapıyorlardı. Her şeyi ‘mış’ gibi yapıyorduk artık. Kaldığımız eve alışmış gibi, uyumuş gibi, doymuş gibi, dinlenmiş gibi…

BAYRAM HEDİYESİ: BABANIN SESİNİ DUYMAK

10 eylül 2016 arefe günü eşimden haber aldığımız bir gün oldu. İlk defa eşimle telefon konuşması yaptık. Çocuklar için bir ümit oldu bu görüşme, bayram öncesi çok güzel bir hediye gibi olmuştu. İnsanın eşinin sesini, çocukların da babasının sesini telefonda duyması bile çok büyük bir nimet ve şükür vesilesiymiş ama farkında değilmişiz. Çocukların konuşmalarına can gelmişti.

Arefe günümüzü dualarla, Kur’an-ı Kerim okuyarak geçirdik ama gene de hepimizin içinde bir sıkıntı vardı. Sessiz sessiz gözlerimizden yaş geliyordu. Benim içim sıkıldıkça sıkılıyor sanki kalbime bir değil birkaç bıçak birden saplanıyordu, bir süre sonra elimde Kur’an-ı Kerim’i tutamaz hale gelmiştim ve sessiz gözyaşlarım tutamadığım hıçkırıklara dönmüştü.

Paramparça bir aile olarak geçireceğimiz ilk bayramdı bu; eşim bir tarafta, annem babam bir tarafta, kardeşlerimiz bir tarafta… Hiç kimseden haber alamadığımız bir bayram… Acaba kardeşim, eniştem tutuklandı mı onlar ne yaptılar, ya tutuklanırlarsa çocukları ne yapar, onlar daha küçük kim bakar onlara gibi bitmek bilmeyen sorular, endişeler sanki beynimi yiyordu. Birer kurşun gibi geliyordu kafama… Her aklımdan geçen soruda ölüp tekrar diriliyordum sanki…

Çocuklarım beni teselli etmekten yorulmuşlardı mübarek arife gününde… Sürekli ağlıyordum, susamıyordum o gece hiç uyumadan elimde tespih sabahlamıştım. Belki de ömrümde ilk defa hiç yerimden kalkmadan sürekli tespih çekip ağlayarak karşıladığım ilk bayram sabahı idi.

11 Eylül 2016 karanlık dönemin ilk bayramı. Kurban bayramı; çok anlamlı idi aslında… Gerçekten nefislerin, eşlerin, anne ve babaların, İsmail aleyhisselam gibi evlatların kurban edildiği ilk bayramdı.

Ev sahibi akrabam kalktı, sonra benim yanıma geldi, hiç uyumadığımı görünce ağlamaya başladı, bugünler geçecek üzülme, sen sağlığına dikkat et diyerek teselli etmeye çalıştı ama öyle değildi… Bir şey vardı kalbimin sıkıntısı geçmiyordu. Herkes bitecek derken nedense ben daha kötü oluyordum.

KİMSENİN BAYRAMLAŞMADIĞI BAYRAM

Sonra çocuklar kalktı, herkes abdestini aldı, bayram namazı vakti idi, giyindiler. Büyük oğlum “Biz namaza gidip gelelim anne sonra bayramlaşırız bize bayram parası verirsin herhalde” diyerek bayram havası vermeye çalıştı, yüzümüzü güldürdü, babasının yerine babalık yapıyordu. Küçük oğlum “Biz bayram namazına gidersek bizi görürler ve yerimizi söylerlerse ne olacak” dedi ve birden bir sessizlik oldu.

Çünkü biz bir gören olur diye hiç evden çıkmıyorduk, hatta kaldığımız ev zemin kat idi dışarıdan bir gören olur diye pencereye yakın bile oturmuyorduk. Çünkü memlekette bir akrabanın evindeydik. Akrabalarımız, bizi tanıyanlar arandığımızı biliyorlardı. Çoğu akrabamız birer fitne memuru gibi nerede birini görsek izini bulsak da şikayet etsek diye iz sürüyorlardı…

Küçük oğlumun pat diye hatırlatmasıyla hepimiz kendimize geldik. Ve bu bayram bizim için normal bir bayram olmayacaktı, hatta aslında zaten bayram değildi ama çocuklar benim için ben çocuklar için bir bayram günü olsun diye kendimizi zorladığımız, bayrammış gibi yaptığımız bir an idi. Büyük oğlumun tabiriyle “hayatımıza normalmiş gibi sonradan monte ettik” dediği anlardan biri…

Bayram namazına ev sahipleri gitti, bizim oğlanlar kaldı. Çok sinirlendiler, büyük oğlum odaya geçti, elini yumruk yapıp duvara vurmuş, eli morarmış uzun süre bizden saklamaya çalıştı. Küçük oğlum sinirle ağlayarak babam nerede, bu nasıl bayram ben eve gitmek istiyorum diye ağlamaya başladı. Kızım eline Kur’an-ı Kerim’i aldı ağlayarak okumaya başladı. Ben yerimden kalkamadım zaten, ağır hastalıklarım vardı, onların da etkisiyle ayağa kalkamadım.

AKRABALARDAN KAÇILAN BAYRAM SABAHI

Kahvaltı hazırlandı, herkes namazdan geldi, ama kimse bayramlaşamadı. Kimse birbirine bayramın mübarek olsun diyemedi. Çünkü ne bayramdı ne de insanı mutlu eden bir gündü. Zorla boğazımızda hıçkırıklarla kahvaltı yaptık. Bir süre sonra teyzenin telefonları çalmaya başladı kuzenler, kardeşler bayram tebrikleri başlamıştı. Bir telefon geldi teyzenin yakın akrabası ama daha önceden çok arayıp sormayan birisiymiş size geliyoruz dediler…

Teyze kızdı ama bir şeyler söyleyemedi, zaten yoldalarmış. Bunlar bizi vatan, haini terörist ilan eden en yakın akrabalarım. Bu telefondan sonra biz hemen hareketlendik, onlar bizi bu evde görürlerse herkese anlatabilirlerdi. Hemen bizi götürebilecek arabası olan kendisi de ihraç bir akrabamızı aradık, onlara gidelim bari diye ama onların evinde de misafirleri varmış, ben arabamla sizi her yere götürürüm ama bizim ev güvenli değil dedi bize…

Eşi tutuklu olan bir akrabamızın daha kapısını çaldık bizi anlar diye… Kendisi memlekette annesinin yanında idi, bize anahtarı vereyim bizim eve gidin, bayramdan sonra bizde gelir beraber kalırız dedi. Öyle sevindik ki herkesin korkudan yüz çevirdiği bir zamanda bize evinin anahtarını veren birinin olması ayrıca evimizin olduğu şehirde olması ve neredeyse aynı mahallede olan bir yerde olması bizi tekrar heyecanlandırdı ve ümitlendirdi, hemen vedalaştık yola çıktık. Zaten iki küçük valizimiz vardı aldık ve çıktık yola.

Üç, dört odalı evlerde oturup taşınırken koca koca vasıtalara sığmayan eşyalarımızın, bir haftalık tatile giderken bile herkese birer bavul olmasına rağmen ya bunu da alacaktım diye homurdandığımız birer hayatımız vardı. Şimdi toplasan bir sepet büyüklüğünde bir bavulumuz vardı ve bütün hayatımız artık onun içindeydi ve bunun hiç önemi yoktu artık. Ne giyeceğimiz, ne yiyeceğimiz hiç aklımıza gelmiyordu. Acıkmasak, ilaç için olmasa hiçbirimizin aklına yemek gelmiyordu, giydiğimiz kıyafetinde bir önemi yoktu.

SÜLALEDEKİ HERKESİN PLAKASINI EZBERE BİLEN BİR AKRABA

11 Eylül 2016 Kurban Bayramının birinci günü öğlene doğru. İnşallah polis denk gelmez diye diye… Yolda bir ara şoför olan akrabamızla konuşurken kız kardeşimi ve eşini sordu. Kardeşimin eşi de sıkıntılı idi. Ben de ağlamaya başladım çünkü kardeşimi en son 15 Temmuz olmadan bir gece önce görmüştüm ve onlarla vedalaşamamıştım. İnşallah enişte tutuklanmaz dedim ve benim ağlamamla konuşma bitmişti.

Abi birden arabayı durdurdu ve kardeşinizin arabasının plakası idi, sanırım şimdi geçtiler dedi. Abide plaka hastalığı gibi bir şey vardı, hemen hemen herkesin sülaledeki arabaların plakalarını bilirdi. Hemen telefonunu açtı aradı, gerçekten onlarmış ve onlara yolda geri dönün dedi. Biz uygun bir yerde, dağlık bir yerdi zaten bekledik, onlar da geri geldiler, kız kardeşim beni görünce bir süre şok geçirdi, tutuldu, konuşamadı adeta, eniştemi yeğenlerimi gördük, sarıldık hasret giderdik ayaküstü.

DAĞ BAŞINDA KARDEŞLERİN BULUŞMASI

Onlar da memlekete gidiyorlarmış. Rabbime o an o kadar şükrettim ki dağ başında, kimsenin görmeyeceği bir yerde beni kardeşimle görüştürdü. Aklımda olan birçok şeyi kardeşime söyledim, eve gidip yapması gerekenleri, anneme söylenecekleri, eğer tutuklanırsam çocuklarımla ilgili birçok şeyi kısa zamanda ona söylemeye çalıştım. Vasiyetimi sözlü olarak sıralıyordum sanki…

Kız kardeşim ağlayarak abla inşallah olmaz, inşallah hemen biter, inşallah bunları kendin yaparsın, çocuklarının başında kendin durursun diye cevaplar veriyordu bana ama ben onu hiç duymadan sanki bir daha evime hiç dönemeyeceğim ve çocuklarımı göremeyecekmiş gibi sıralıyordum isteklerimi… Çok geçmedi zaten bir süre sonra eniştemiz de tutuklandı, kardeşim de üç çocuğuyla hiç akrabası olmayan bir şehirde yalnız kaldı.

İLK DEFA BAŞ BAŞA KALDIK

11 Eylül 2016 Kurban Bayramının birinci günü akşam namazına doğru girdik evimizin olduğu yaşadığımız şehre. Çocukların yüzleri güldü. Her ne kadar yabancı bir eve gitsek de evimize yaklaştık diye. Bizi götüren abi bizi bırakıp geri göndü. Akşam namazlarımızı kıldık, akrabamızın evinde çay koyduk ocağa ve aylar sonra bir evde ilk defa çocuklarla yalnız kalmıştık.

Kızım “Anne ilk defa baş başa kaldık ne güzel değil mi keşke babam da olsaydı” dedi. Hepimiz tekrar eşimi düşünüp sessiz ağlamaya başladık, hem çayımızı yudumlayıp hem de herkes çaktırmadan gözyaşlarını siliyordu. Büyük oğlum “Buna da şükür bakın evimize çok yaklaştık, yalnız bir aile gibi bir aradayız demek ki babam da gelecek, evimize hep beraber gideceğiz” diye bizi toparlamaya çalışıyordu, babasının yerine o kalmıştı evin büyüğü olarak.

Aynı gün yaşadığımız üzüntü, endişe, stres ve sevinç, yolculuk bizi çok yormuştu, çocuklar uyudular erkenden. Ben ise uyuyamıyordum, dilimle eve yaklaştık inşallah her şey güzel olacak diye söylerken kalbim öyle demiyordu bana… Sıkıldıkça sıkılıyor adeta boğuyordu beni. Ağlayarak uyuyakalmışım.

Bayramın ikinci gününün sabahı çocukları üzmemek için söz verdim kendime, ağlamamak için zorla kalktım yerimden, kahvaltı hazırlamaya o kadar zor ayakta duruyorum ki aşırı halsizlikle zar zor hareket edebiliyordum. Ağrılarım vardı gayri ihtiyari çıkarttığım ah sesleriyle uyandı çocuklar, hep birlikte kahvaltımızı yaptık ve bütün gün dualarla, hayaller kurarak birbirimizi güldürmeye çalışarak geçirdik.

ÇOCUKLARIN KARARI: BU KADAR ÇOCUK NASIL ANNE BABASIZ KALIYORSA…

Hep birlikte evde yalnız geçireceğimiz bir gündü bayramın üçüncü günü. Öğleden sonra idi namazları kıldık, çay demledik, çay içerken büyük oğlum “Anne dedi biz kardeşlerimle kendi aramızda konuştuk, bir karar verdik sana söylemek istiyoruz”. İçime bir korku düştü o an, evet dinliyorum bile diyemedim sessiz kaldım. Sonra kızım “Anne biz eve gitme kararı aldık, okullarımıza devam edip eğitimimizi tamamlamak istiyoruz, başkalarının evlerinde kalmaktan çok yorulduk. Böyle giderse biz sana sıkıntı vermekten isyan etmekten korkuyoruz” dedi. “Sen de babamın yanına git biz evde kalırız büyüdük artık başımızın çaresine bakarız” dediler.

Ben olmaz öyle nasıl yalnız kalacaksınız der demez oğlum “Siz hapse girseniz nasıl kalacaksak, bu kadar çocuk annesiz babasız nasıl kalıyorlarsa öyle kalacağız. Hem biz olmadan siz daha rahat hareket edersiniz, biz kararlıyız yarın eve gitmeye karar verdik, zaten birkaç gün sonrada okullar açılıyor” dedi. Ben ağladım ağladım o kadar çok ağladım ki bu çocuklar ne zaman böyle büyüdüler, karar alabiliyorlardı? Bir anne nasıl çocuklarını yalnız başına bırakabilirdi? Anca ölüm ayırırdı beni çocuklarımdan, diri diri mezara girmekti bu karar. Ama çocuklar haklıydı.

O zaman anladım hep merak ettiğim acaba Hz. Musa Aleyhisselam’ın annesi nasıl bıraktı evladını, bir sepetin içine koyup da deniz gibi Nil Nehrine…

Kurban Bayramının son günü ikindi namazından sonra ben arkalarından el salladığımda anladım Musa’nın annesinin neden Kur’an-ı Kerim’de adının geçmediğini. O da gaybubet yaşıyordu, oğlunun yanında bilinmemesi idi belki onu Hz. Musa’nın annesi yapan.

BABASI HAPİSTE BİR ÇOCUĞUN EVİNDE İKİNCİ BAYRAM…

O gün inşallah bir daha böyle bayram yaşamayız, başka bayramlarda hep beraber oluruz diye vedalaşmıştık evlatlarımızla, o gün 14 Mayıs 2016 bayramın 4 günü…

Ama öyle olmadı aradan birkaç ay geçti, benim rahatsızlıklarım arttı, yalnız yaşayamayacak hale gelince eşim bir şekilde risk alarak yanıma geldi. Artık gaybubette çocuklarım gitmiş eşim gelmişti. Buna da şükrederek geçti günlerimiz, 25 Haziran 2017 Ramazan Bayramına kadar. Çocuklardan ayrı 9 ay geçti…

Ve bayram günü onlarla beraber geçirmek için planlar yaparak, inşallah kimsenin gözüne görünmeden çocuklarımız yanımıza gelir ve selametle bayram günlerinde beraber oluruz ümidiyle, dualarla, endişe ve heyecanla geçirdik gaybubette ilk oruçlu günlerimizi ve Ramazan ayını…

Nihayet arife günü akşamı sağ salim geldiler çocuklarımız yanımıza, sevinç, korku ve özlemle birlikte açtık son oruçlarımızı. Beraber uyandık bayram sabahına, bütün aile beraber yaptık kahvaltımızı, eşim, çocuklarım yanımdaydı ama sevinemiyorduk hatta suçlu gibiydik. Çünkü çocuklarla bir araya geldiğimiz evin babası hapisteydi. Onlar babasızdı.

Bizim evimiz yoktu sadece ama uzun zamandan sonra ilk defa aile olarak bir aradaydık ve iki gün geçirecektik aslında mutlu olacağımızı zannetmiştik ama tam tersi oldu. Eşim onların yanında sarılamadı çocuklarına çocuklar da “Baba” diyemedi eşime. Gene de bir arada olduğumuz için şükrettik Rabbime, belki Kurban Bayramı gerçek bayram olur diye sessiz gözyaşlarımızla, dua ve sabır ile zulmeden tarafında olmadığımız için şükürle ama bir o kadar da haksız yere yaşadığımız bu acılardan dolayı beddua ile geçirdik gaybubette ikinci bayramımız olan Ramazan Bayramımızı…

YAKALANMAMA PLANLARI YAPARAK GEÇEN BAYRAMLAR

Ama bitmedi süreç henüz… Üçüncü, dördüncü, beşinci bayramlarımız geçti gaybubette. Hepsinde bayrammış gibi yaptığımız, bir arada olmaktan mutlu olduğumuz ama yakında ayrılacağımızı düşünerek içten içe ağladığımız bayramlarımız geçti. Hepsi farklı yerlerde, farklı ortamlarda.

Bayram günleri ve öncesinde yaşadığımız şeyler hepsi aynıydı: Çocuklarımız korkuyla bin bir farklı planlar kurarak yakalanmadan takip edilmeden gelirler mi endişesi yaşayıp bunu belli etmemeye çalışmak. Sürekli bir terslik olursa düşüncesiyle yatıp kalkmak, sürekli plan değiştirmek ve bunu çocuklara anlatmaya çalışmak. Acaba gelmeseler mi deyip arkasından kalbinizin evlat özlemiyle sızlaması ve amannn… Belki bir şey olmaz artık olursa da ne yapalım kader demek. En azından çocuklarla son kez vakit geçirmiş oluruz diye kendini teselli etmek… Evlat özlemi, onlara sarılmak, öpmek, dokunmak karşıma alıp seyretmenin verdiği duyguları yaşamak için içimize doğan tarifi imkânsız bir bekleyiş. Özlemle onların sevdiği yemekleri yapmak için hazırladığımız liste ve bizim ihtiyaçlarımızı karşılayan arada bir yanımıza gelen abi gelse de listeyi versek diye bekleyişimiz.

Çocuklar gelince bayramda bir şeyler alırız diye elimizdeki paradan kenara koymaya çalışmamız ve ince hesaplar yapmamız. İsyan ederiz korkusuyla dile getiremediğimiz ama haksız yere yaşadığımız bu acıları bize yaşatanlara ve sessiz kalanlara, oh olsun deyip masum çocuklarımızdan intikam alanlara ve korkudan dolayı bizi yalnız bırakan akrabalara, arkadaşlara gizliden bir öfke ile beddua ederek geçirdik bayram günlerini.

Anladık ki herkes hapisten çıkmadan, herkesin sıkıntısı bitmeden, herkes sevdikleriyle beraber olmadan bize bayram yok. Yıl 2019 ve gaybubette geçireceğimiz altıncı bayramı inşallah selametle geçiririz.

İnşallah gaybubette, hapiste, sürgünde, hicret yolculuğunda olan bütün herkesin geçireceği son bayram olsun bu altıncı Ramazan Bayramı ve inşallah üç yıl önce kurban edilen nefislerin, evlatların, eşlerin, anne ve babaların kurbanlarının kabul olduğu gerçek bayramımız olsun 11 Ağustos 2019 da gelecek olan Kurban Bayramı.

Kaynak: Aktifhaber.com

Hangi Aile Evladını Dışlar?

Ben bir evin tek kızıyım. İki abimden sonra doğunca ailem bayram etmiş. Elbebek gül bebek büyüdüm. Hiç sıkıntı görmeden. İstanbul’un en iyi okullarında okudum. Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birisinden mezun oldum.

Elhamdulillah anne babam güzel bir müslüman olarak yaşamaya gayret eden insanlar. Bizleri de öyle yetiştirdiler. Rabbime binlerce şükür ki ortaokul yıllarında hizmetle tanıştırdı. Bir ömür bu nurlu yoldan ayırmasın Rabbim.
Dersane de öğretmenliğe başladım. Eşim de benim gibi öğretmen. İki kızım var.

Rabbim dünyada cenneti yaşattı. Çok sevdiğim bir ailem, eşim, çocuklarım, öğrencilerim, hizmetim vardı. 

Ta ki darbeye kadar. Bayram tatili için ailemin yanındayken darbe oldu. 17/25 ten sonra aileme bazı şeyleri anlatamadık. Sadece A Haber’i izlemeye başladılar.

Darbeden sonraki gün, benim için çok acı bir gün oldu. Ailem ‘terörist!’ olduğumuzu söyleyerek evden kovdu. Babam;

-Senin cenaze namazın kılınmaz, dedi. Yani bana imansız olduğumu söyledi. Hemen kızlarımı aldım yola çıktık, hizmet beldemize geldik. Günlerce ağladım. Beni evden kovmalarına değildi ağlamam. İmanlı birisine ‘kafir’ deme sözüydü beni ağlatan.

Allahım ailemi hakiki iman mertebesine çıkar, yanlışlarına tevbe etme fırsatı ver. Hakikati göster. Farkında değiller imanlarının zarar gördüğünün. Malesef hâlâ da hatalarını anlamış değiller. 

Darbeden hemen sonra tutukladım. Çocuklarım daha bu şoku atamadan babaları da tutuklandı. İki küçük kız çocuğu öksüz ve yetim kaldı. Allah razı olsun görümcemden, çocuklarıma sahip çıktı. Maddi durumları çok kötü olmasına rağmen ortada bırakmadı. Alıp köyüne götürdü. Çocuklarım yarı aç, yarı tok iki yıl geçirdiler orada. Malesef yol parası olmadığı için görüşümüzegelemediler. Ailemin maddi durumu çok iyiydi. Ama ne bana, ne de çocuklarıma sahip çıktılar. 

Görüş günü herkes heyecanla hazırlanır ailelerini bekler, ismi okunan koşarak giderdi. Ben de koğuşu temizler çayı demler arkadaşları beklerdim. Kapı açılır herkes ağlayarak içeri girerdi. Sevdiklerine doyamadan ayrılmanın acısıyla. Bana da onları teselli etmek düşerdi.

Kantin günü onların fişleri dolu dolu olur. Ben de zaruri ihtiyaçları alırdım. Para yatıranım yoktu. Hatta bir telefonda kızımdan bayram harçlığı istedim. Yatırdılar. Kızım bu yaşta annesine bakıyor. 

Kıyafetlerim yırtıldı yenisini getirecek kimsem yok. Rabbim ciddi bir nefis terbiyesi yaptırdı. ‘Evim’ dedim, gidemiyorum.

‘Eşim’ dedim, göremiyorum.

‘Çocuklarım’ dedim yanlarına gidemiyorum, sarılamıyorum.

‘Eşyalarım’ dedim, dokunamıyorum. Evde bir sürü kıyafetim var ama burda yırtık kıyafetle geziyorum.

‘Ailem’ dedim, öldüler mi, kaldılar mı, haberim yok.

Anladım ki hepsi faniymiş. Beni terketmeyen nerde olursam olayım benle olan sadece Rabbim miş 

İki yıl sonra tahliye oldum. Gecenin yarısı işlemler tamamlandı kimliğimi verdiler, gidebilirsin dediler. Eşim hâlâ içerde. Çocuklarım kilometrelerce uzakta. Ailem yok. Ceza evinin kapısında askerin yanında kalakaldım. Bu saatte nereye nasıl gidebilirim. Asker şaşkın şaşkın baktı. ‘Abla özgürsün artık gidebilirsin’ dedi. Normalde arkama bile bakmadan sevinçle ordan koşarak çıkmam lazım. Korkak adımlarla cezaevinin bahçesinden çıktım. ‘Allah büyük’ dedim. Birden bir alkış koptu, başımı kaldırdım bir sürü insan. Koşan, sarılan, ağlayan bir sürü hizmet kardeşim. ‘Seni almaya geldik’ dediler. Beni aldılar bir abimizin evinde hep birlikte yemek yedik. Ben ısrar edince evime götürdüler. İki yıldır yaşanmayan bir ev.

Sabah erkenden kapı çaldı bir sürü alışveriş yapmışlar, çok mahcup oldum, bir de zarf bıraktılar. Ertesi gün çocuklarım da geldi. Elhamdulillah.
Eşim tahliye olana kadar maddi manevi bize sahip çıktılar. Bir anne baba kardeş kaybettim. Binlerce anne baba kardeşim oldu. Anladım ki aile sadece kan bağıyla olmuyormuş. Hizmet bağıyla da oluyormuş. 

Yıllarca burs verdim. Elhamdülillah, ailemin maddi durumu iyiydi. Hep veren oldum. Alan olmak çok zormuş. İçeride yokluğu yaşayınca ne kadar büyük nimetlerin içinde şımarmışım, anladım. Vermek çok önemliymiş. Mazluma mağdura sahip çıkmak, çok büyük bir nimetmiş.

Allah vermeyi herkese nasip etmiyor. Şimdi eşim de tahliye oldu, çalışmaya başladı. Elimizden geldiği kadar mazluma mağdura yardım etmeye çalışıyoruz. 

Eşimin yokluğunda bize sahip çıkan tüm abla ve abilerimizden Allah ebeden râzı olsun.
Ulaşılamamanın kahrediciliği yanında çıktığımda yaşadığımsürpriz herşeyi unutturmuştur inşallah.

Rabbim kalplere hakikati duyursun…

Bu zulmü tez zamanda bitirsin inşallah…

İtirafçı olun!

Nezaretteyiz…

Emniyet müdürü geldi.

— Özel konuşmak isteyen var mı, dedi.

Biz biliyoruz ki, “isim verin, itirafçı olun” demek istiyor. Eskiden alkolik olan koğuşumuzdaki bir arkadaş:

— Müdürüm, ben bir şey diyecem… Beni biliyonuz, her gece içerdim, alkoliktim yani… Evde karıma, çocuklarıma huzur vermezdim. Size de huzur vermezdim, gece gelip beni alırdınız. Her zaman aha buraya koyardınız. Sabah olup da ayılınca beni salıverirdiniz. Sonra bu adamlarla tanıştım… Alkolü bıraktım, namaza başladım, evime huzur geldi. Yav, yine beni buraya aldınız. Söyleyin bana, beni buraya aldırmayacak yol hangisi ise ben oraya gideyim…

Müdürden ses çıkmaz ve arkasını dönüp gider…