Vicdanlar Felç Olmuş

”Bir taş, bir altın kâseye değse, 
Ne kıymeti artar taşın, ne kıymetten düşer kâse…”

 

Evet altın kâseye taş değdi, hem de bir değil binlercesi.. Çok yara almasına rağmen tabii ki kâse kıymetten düşmedi biiznillah. Ona değen taşlar da varolan kıymetini de yitirdi..
Kendimi bazen Hacer anam gibi hissediyorum. Evladıyla ıssız çölde yapayalnız bırakılan anam gibi. Bizi kime bırakıyorsun diye, eşinin ardından seslenen anam gibi. Bazen de Aişe Anam gibi hissediyorum, Babası Ebubekir ve Efendimiz (sav) hicret ettiğinde, garîb arkada kalakalan anacığım gibi.. Ben de kalakaldım işte öyle.. Ama Allah’a emanet edilmenin huzuru var içimde.
O mel’ûn gece! Hayat billurumun çatladığı gece, eşimin memleketinde idik. Kayınvalideme telefondan darbe olduğu mesajı gelince, kayınvalidem, kayınpeder ve görümcem hepsi hararetli bir şekilde hazırlanıp çıktılar. Biz eşimle ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Gece 2 gibi geldiler, içeri girer girmez eşimin annesi; eşime, bana ve 4 yasındaki oğluma bağırmaya başladı;
“-Vatan hainleri evimizden defolun gidin, senin gibi evlat olmaz olsun”
Oğlum korkudan öyle bir sarılıyordu ki boynuma, eşim ne dediyse de annesini sakinleştiremedi.. Kayınvalidem eşyalarımızı alıp dışarı atmaya başlayınca, bu defa eşim bana,
“-Hemen eşyaları topla gidiyoruz” dedi.
Ben bir yandan oğlumu, bir yandan eşimin anne ve babasını bir yandan da eşimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Yalvardım onlara, ne olur yapmayın, eşim böyle giderse bir daha bu eve adım atmaz diye, en nihayetinde sabaha karşı sustular ve bir kaç gün daha orada kaldık. Bizleri evlatlıktan  reddettikleri halde aradaki evlatlık hukukuna halel getirmeyelim diye.
Onların bizim hakkımızdaki kanaatlerini değiştiremeyince başka bir şehirdeki evimize döndük. Bir kaç hafta sonra da kardeşimin düğünü için kendi aileme gittik. Ailem de bize vatan haini diyordu ama en azından evden kovmuyordu. Onlara oturup neler olduğunu anlatmaya çalışıyorduk. Bizim bu darbe ile hiçbir alakamızın olmadığını, olamayacağını. Eşim Ömer’le, tüm çabalarımız sanki boşuna idi. Bütün bu yaşadığımız stres ve üzüntüden dolayı orada ben ciddi rahtsızlandım ve bir hafta içinde iki defa ameliyat geçirmek zorunda kaldım.

Ameliyatın ertesi günü eşimin çalıştığı yerden haber geldi. Sabaha karşı polisler evimizi basmışlar. Emniyet tarafından ev aranmış ve gelip teslim olması isteniyordu. Ameliyatın ertesi günü kanamalarım devam ederken bir şekilde ben, oğlum ve eşim yola çıktık. Evimize gelir gelmez Ömer bizimle vedalaştı ve gitti teslim oldu. Hiçbir suçu yoktu ama terörist olarak aranıyordu.

Gittikten 3 gün sonra, her ne kadar evlatlıktan reddetmiş olsalar da kayınvalidemleri arayarak durumu izah ettim. Hemen geldiler, benim icin en büyük sınav da işte o zaman basladı.
Eşim adliyede memur idi. Gözaltına mesai arkadaşları olan hakim ve savcılarla birlikte alınmıştı. Yanında çalıştığı baş savcı da tutuklanmıştı. 24 gün mahkemeye çıkarılmadan gözaltında kaldı. Bu süre boyunca kayınvalidem, ben ve oğlum  her gün emniyete gidiyor, eşimden haber almaya, birkaç saniyelik de olsa onu görmeye çalışıyorduk, akşam yorgun bir şekilde eve dönüyorduk. Yine böyle döndüğümüz bir akşam, kayınvalidem bana,
“-Sen niye ölmedin ki, Keşke o gece sen de sokağa çıkıp ölseydin” dedi. Ben:
“- Anne neden böyle söylüyorsun, ne ahlaksızlığımı ne kötülüğümü gördün? Sana karşı saygısızlık mı yaptım, bir kötü söz mü söyledim?” dedim. Bana döndü ve:
“- Keşke ahlaksızlık yapsaydın da onlardan olmasaydın.” dedi.. Sözün bittiği noktaydı.

Nâdânla (cahille) sohbet zordur bilene,
Nâdân bu; söyler ne gelirse diline…
Bütün bu hadiseler sırasında çaresizliğimi en çok hissettiğim gün… Yine biz emniyetin kapısında bekliyorduk. Kayınvalidem dua ediyordu. Ben azıcık olsun evladına şefkati var zannediyordum. Orada bizim gibi oğlundan haber almak icin bekleyen bedbaht bir adam bağırmaya başladı, oğlu ve arkadaşları için;
” -Asın bunları, vatan hainleri bunlar, Allah bunların b.. versin” diye.
Eşimin annesi  bana:
” -Gördün mü sadece ben değilmişim” dedi. Sonra da oğlunun vatan haini olarak yargılanması ve asılması için, bacaklarının ve kollarının çapraz kesilmesi icin beklediğini ve dua ettiğini söyledi. Ben onun oğluna kurtulması için dua ettiğini sanırken meğer o böyle beddua ediyormuş..
Kanım donmuştu, konuşamıyordum, küçücük yavrum ne kadarını anlıyordu bilmiyorum ama bütün bunlara şahid oluyordu. Gözlerimden yağmur gibi yaşlar istemsiz akmaya basladı. Hemen oğlumu aldım ve emniyetin içine girerek en üst katına kadar çıktım. Orada bir oda buldum, can havli ile kendimi attım. Oğluma dedim ki;
“-Annecim ben şimdi dua edicem, sen de amin diyeceksin tamam mı?” açtık ellerimizi.
“-Rabbim ne olur kayınvalidem ve onun gibi düşünenleri affet, onlar bilmiyorlar, bilmedikleri için böyle konuşuyorlar. Bizi de affet, demek ki biz de  anlatamamışız” dedim bağıra bağıra ağladım o odada.
Daha mahkemeye bile çıkmadan eşimin maaşını kestiler. Yine kayınvalidem,
“- Ben de ne zamandır dua ediyordum Allah’ım bunların rızkını kes diye, gördün mü, Rabbim benim dualarımı nasıl da kabul ediyor.”  dedi. Anlaşılamamak, garib kalmak demek ki böyleymiş…
Eşim ve arkadaşları kaldıkları nezarette 28 kişiydiler. Battaniyeleri yastıkları yoktu. Yerlerde yatıyorlardı. Çok üşüdüğünü söyledi benden mont istedi. Esyalarını hazırladık götürmek icin. Giderken oğluma çikolata almıştım. Tutturdu bunu ben babama götüreceğim diye, “Almazlar oğlum!” dedim ama ikna edemedim. Emniyete gittik, memur götürdüğüm hiçbir eşyayı almadı ama enteresan bir sekilde oğlumun “Bunu babama verin!” diye uzattığı çikolatayı aldı ve oğluma söz verdi, ‘babana ulaştıracağım’ dedi. Kısa bir süre sonra biz dışarda beklerken pencereye eşim geldi. Hem el sallıyor hem de elindeki çikolatayı gösteriyordu bize, ağlayarak. Oğlum çok mutlu olmuştu. O günden sonra yediği herşeyden bir parca ayırarak vitrine koymaya başladı..
Elinde ne varsa bir parçasını ayırıyor ve “Ben bunları babama götüreceğim: diyor..
Birgün yine emniyette beklerken oğlum bana dedi ki;
” -Anne biliyor musun ben burada polis amcalara çok gülümsüyorum babamı bana göstersinler diye..”

O küçük yaşında bunları yaşadığı için o an öyle bir acı çöktü ki içime…
Bir gün yine oğlum yanımdayken, polis bana bağırdı,
“-Kafasız kadın bu çocuğu ne diye getiriyorsun, sen kafanda beyin taşımıyor musun?” diye.. Çok zoruma gitti ama artık hakaretleri takmıyordum.
Baba hasreti ile yanan, babası yok diye yemek yemeyen, uyuyamayan, babasını göreceği günü hasretle gün gün sayan bir cocuğu babasına getirmekten başka hiçbir şeyle sakinleştiremeyeceğimi anlayamıyorlardı..
Yine bir sabah beklerken, yaşlı bir kadıncağız geldi. Memura yalvarıyordu.
“-Oğlum icerde, 17 saatlik yoldan geldim sırf onu göreyim, haber alayım diye, çok yoruldum, ne olur yavrumu gösterin… ”    Memur, yaşlı haline acımadan bağırıyordu.
“-Kadın! göstermem yasak. Nasıl yorula yorula geldiysen, öyle de dinlene dinlene gidersin. Hem sen istersen, burada kaç tane insan var onlar da isterler.” O böyle söyleyince, ben ayağa kalkarak dedim,
” -Ben eşimi görmek istemiyorum, teyzeye oğlunu gösterin yeter! ” sonra diğer bekleyenler de aynı şeyi söyledi. Teyze bir ümit tekrar yalvardı ama nafile, memur izin vermedi. Teyzem çileden bükülmüş beliyle, sicim gibi akan gözünün yaşları ile ağlayarak, dua ede ede gitti.

Eşimin kaldığı nezarette yanlarında bir albay da varmış. Birgün oradakilere, size bişey söyleyeceğim demiş:
” -Ben sizleri ilk defa burada tanıdım ama çok sevdim.. Şimdi siz, ağır ağır pişen bir yemek gibisiniz, burada kısık ateşte pişiyorsunuz ki çok lezzetli olasınız, benim gibi sizi bir kere tadan bile tadınıza doyamasın ve sizi hiç unutamasın” demiş..

Kaldıkları nezarete bir gün hurdacı bir amca getirilmiş. Amcanın kendi hurdalığına hırsız girmiş, yaklaşık 3 bin liralık malı çalınmış. Emniyeti aramış olayı anlatmış.. Polis gelmiş hurdalığı inceleyince, kitap bulmuş. Hurdacıya
“-Bunlar ne… ?”
“-Ben çöpte ne bulursam topluyorum, benim işim bu..” demiş ama nafile..
Amcayı da getirmişler çöpten hurdalarla beraber aldığı bir kaç kitaptan dolayı nezarete koymuşlar ama amca olan biteni anlamamış. 

Eşimin nezaretinde hakim ve savcılar da varmış. Amcam şaşkın bir sekilde onlara,
“-Oğlum ben hırsızdan şikayet dilekçemi kime vericem, ifademi hanginiz alacak” diye soruyormuş. Oradakiler gülümsemişler, amcayı oturtmuşlar, hadiseyi uygun bir dille onun anlayabileceği bir şekilde anlatmışlar,
” -Amca bak şimdi, burası nezaret, ben savcıyım ama ben de burada senin gibiyim, yani gözaltındayım, ifadeni ben alamam” demiş. Hurdacı amcam hırsızın alınması gerekirken niye kendisinin alındığını daha anlayamadan maalesef tutuklanmış ve eşimle beraber orada bulunan savcı ve hakimlerle birlikte aynı koğuşa konulmuş.

Evet tam 24 gün sonra eşim ve arkadaşları tutuklandı, cezaevine götürüldüler. 8 kişilik koğuşa, 24 kişi konuldular. Yatak verilmedi günlerce yerlerde yattılar. Artık hem onun için hem bizim için çileli başka bir dönem başlamıştı ama güzel tarafını düşünmeye çalışıyordum, en azından haftada bir kez 45 dk eşimle görüşebiliyordum. İlk kapalı görüşe gittik, kayınvalidem de bizimleydi. Ben eşimle konuşurken eşim annesine bakıyordu sürekli. Sonra bana camın arkasından telefonda;
“- Zeynep git buradan, hiç durma hemen git buradan, çocuğu da al annenlere git ve bir daha gelme” dedi.
“-Neden böyle söylüyorsun, ben günlerdir emniyetin önünde bekliyorum seni görebilmek, bir haber dahi olsun alabilmek için” dedim. Bana bu defa,
“-Git buradan, git diyorum anlamıyor musun, annemin sana nasıl nefretle baktığını gördüm, onunla bir saat daha aynı evde kalmanı istemiyorum, sana sahip çıkmasını bırak zarar vermesinden korkuyorum git.” dedi ve ağlayarak ahizeyi bırakıp görüş yerinden ayrıldı.
Eve geldim. Eşimi bırakıp gidemezdim. Sonra Allah’a şükür kayınvalidem gitti memleketine. Ben bir hafta sonra eşimin kızacağını düşünerek tekrar görüşe gittim.
Beni görünce tekrar çok ağladı, bana dedi ki,
“- Sana git dedim ama bir haftadır da ağlıyorum, ya giderse bir daha göremezsem diye”
“- Hiç gider miyim, ben seni bu kadarcık olsun görebilmek için yaşıyorum, gidersem yaşayamam ki!” dedim. “Ama sen yine de git, bencillik etmek istemiyorum, gitmezsen burada nasıl geçineceksin?” dedi. Ben de “Sen orasını hiç düşünme. Rabbim bir kolayını verir.” dedim. Açıkçası hem eşimi bırakmak istemiyordum hem de oğlumun bize hakaretlerin edildiği ortamlarda bulunmasını istemiyordum. Kalmaya ve onlara muhtaç olmayıp mücadele etmeye kararlıydım.

Eşimin iki haftada bir telefonla arama izni vardı. Telefonla arayacağı zaman yanımda hep kağıt kalem bulunduruyordum, istediği bir şey olursa unutmadan yazayım diye. Bir defasında bana bir numara verdi. O kişiyi aramamı ve bilgilendirmemi istedi. Yanına Gaziantep’ten birini getirmişler, öğretmenmiş. Bir hafta olmuş, ailesinin haberi yokmuş, yanına hiçbir kıyafetini  alamamış, koğuştakilerin yedekleri ile idare ediyormuş. Ailesini haberdar etmemi ve kıyafet ayarlamamı rica etti. Ben hemen aradım. Karşımda heyecanla konuşan bir bayan vardı, önce beni polis sandı. Polis olmadığımı, eşimin cezaevinde olduğunu ve onun eşinin de bir haftadır yanlarında söyledim. Bir çığlık koptu karşı taraftan, öyle ağlıyorlardı ki, 15 gün olmuş eşi alınalı, heryerde onu aramışlar ama yerini öğrenememişler. Bütün evden ağlama sesleri geliyordu. Onları çok iyi anlıyordum. Sonra biraz sakinleştiler, ben tekrar konuşmaya başladım, bir ara eşimin adını söyleyerek, Ömer, eşinizin şunlara ihtiyacı olduğunu söyledi deyince, bu defa ilkinden daha kuvvetli bir çığlık koptu.. Bir müddet daha bekledim, sonra anlatmaya basladı. Eşi alındığından beri, dua ediyormuş;
“- Allah’ım ne olur bahtına düştüm eşimi yalnız bırakma, Hz. Ömer’i ona arkadaş eyle, hiç yanından ayrılmasın…” diye..
Birkaç gün sonra açık görüş vardı. Geldiler, ben otogara almaya gittim. Bütün aile gelmişler, 8 kişi. Evime getirdim, yemek ikram ettim, bayan sürekli boynuma sarılıyordu mutluluktan. Ertesi sabah da cezaevinin yolunu tuttuk. Bizimkiler onun eşine söylememişler, ola ki bir aksilik olur buluşamazsak diye. O gün öğretmenin adı, ziyaretçiniz var diye anons edilince sevinci görülmeye değermiş. Öyle bir sarıldılar kucaklaştılar ki, onların mutluluğu günlerce cezaevindekileri, hepimizi mutlu etti. Zalimler hep menfaat birliktelikleri yaşadıkları için bu halisane muhabbeti asla anlayamazlar.
Açık görüşe bir defasında hafız olan görümcem de geldi. Ben eşim kardeşini görünce mutlu olacak diye sevinirken, görümcem abisini görür görmez hakaretleri sıralamaya başladı, oradaki memurların duyacağı şekilde,
“- Siz hainsiniz, asılmanız gerekirken devlet size bakıyor, karnınızı doyuruyor, altınıza yatak veriyor daha ne istiyorsunuz..” dedi.
Eşimin o an ki hâli aklıma geldikçe, bayılacak gibi oluyorum. Ne yapalım, kaderde anlaşılmamak da varmış..
Yıkılmış evler… dağılmış hanümanlar..

Oğlum babasını görmeye gidince, eğer kapalı görüşse aradaki camı öpüyor, sonra da
“- Babacım, senin alet çantanı getiricem seni buradan çıkarıcam.” diyor, niye babasına sarılamadığını bir türlü anlatamıyoruz, anlamıyor..
Açık görüş bir üst katta oluyor, sürekli oraya çıkalım babamı orada görelim diye ısrar ediyor. Neden babam burada, patronları niye buraya gönderdi diyor, Ben de;
“- Baban hırsızları yakalamak için burada, onları yakalayınca, onları buraya hapsedip çıkacak” diyorum. O zaman da babasına “Hâlâ mı yakalayamadın şu hırsızları?” diyor..

Kapalı görüşlerden birine gittiğimde, oğlum babasıyla konuşmak istemedi, orada kendine arkadaş buldu onlarla oyalandı hep. Birkaç defa çağırdığım halde telefona gelmek istemiyordu. Görüş gününü iple çektiği halde niye böyle yaptığını anlayamıyordum.. Babası çok üzüldü, gözleri doldu,
“-Zeynep, oğlum beni unutuyor mu, niye konuşmak istemiyor?” dedi. Memurlar artık sürenin bittiğini haber verdi, çıkmamızı söylüyorlardı, ışıklar kapanmaya başladı. O esnada oğlum koşarak geldi ve ahizeyi kaptı, bağıra bağıra babasına, Pepenin şarkısını söylüyordu;
“- Benim güçlü kocaman babaaamm, o bize çok güzel bakar, benim güçlü kahraman babaaaammm….” her yer çınlıyordu oğlumun şarkısı ile.. Memurlar dahil hepimizin gözyaşları eşliğinde onu dinledik..

Bir defasında oğlum telefonu karıştırmış ve bilmeden cezaevinin numarasını engellemiş. Eşimin arama sırası gelince, memurlar başında bekliyor ve numarayı onlar çeviriyorlar.. aramış ama numara meşgul, tekrar rica ediyor tekrar çeviriyorlar meşgul, 3. defa yine meşgul olunca bu sefer memurlar sinirlenmiş ve hakaret etmeye başlamış ve coplarla eşimin üzerine yürümüşler,
“-Sen bizimle dalga mı geçiyorsun, ne işler karıştırıyorsun. Bu sebeple hücre cezası alacaksın, artık telefonla da arayamayacaksın…” ve daha neler neler. Eşim görüştüğümüzde çok üzgündü, hayatım boyunca bu kadar ağır hakaretlere maruz kalmadım dedi..

Eşim gideli 5 ay oldu. Evimi geçindirmek için ve eşime para yatırabilmek için, evde bir şeyler yapıp para kazanmaya çalışıyorum. Bazen 48 saat uyumadığım oluyor, Islak mendil satıyorum, bir pakette 40 kuruş kazanıyorum, boncuk kolye işliyorum, bir tanesini 1 saatte bitiriyorum, 1 lira kazanıyorum. Ama çok bereketli, hem bize hem eşime yetiyor.. Kayınpederim bize ve oğluna karşı biraz yumuşamış. Geçenlerde bizi ziyarete geldi, eve erzak falan almış, bana;
“- Kızım sakın kayınvalidene söyleme, bunları aldığımı duyarsa beni rezil eder.” dedi. Güler misin, ağlar mısın…

Maaşımız kesildiği için benim nasıl geçindiğimi merak ediyorlar ve iyice çaresiz kaldığımda
devletten özür dileyeceğimi bekliyorlardı. Zalimden özür dileyeceğime ölürüm daha iyi…

Birgün kayınpederim;
“- Kızım ben anladım, oğlum orada yatıyor ama sen burada yatmıyormuşsun” dedi.

Eşim Açıköğretim sınavlarına yazıldı, Pkk’lı teröristlere izin var ama bizimkilere “Size izin yok!” demişler. Ales kitabını istemişti, götürdüm almadılar. Ales’e girmelerine de izin yokmuş. Kardeşim eniştesini görmek için geldi, diğer adi suçlardan ve terörden yatan bütün tutukluların akrabalarına görüş izni var ama bizde sadece 1. derece yakına görüş izni veriyorlar. “Akrabaya ziyaret hakkı sizde yok!” dediler.

Adalet mülkün temelidir. Önemli olduğu için mahkeme salonlarında da yazıyor.. O temel yıkılınca, mülk nasıl ayakta kalabilecek ki..

Bunca masum hiçbir suçları olmadığı halde içeride, evladlarından eşlerinden ayrı. O mülk daha ne kadar dayanabilecek ki…

Ey çile! Hadi bakalım! Art artabildiğin kadar, zîra sonunda dağılıp gideceksin.

Zaten senin en karanlık gecen, gelecek olan sabahın müjdecisi olmayacak mı?

(Bir ablamızın kaleminden)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s