Bir Öğretmenden Mektup

 

Başarılı, parmakla gösterilen bir öğretmenken, hiç kimsenin selam vermediği hatta terörist muamelesi yaptığı bir kişi haline gelmek…

 

Aklım var, fikrim var, savunmalarım var ama içinde bulunduğumuz “At izinin it izine karıştığı” ortamda sesimi kimseye duyuramadığım için sizlere açılmak istedim.

14 yıldır MEB bünyesinde öğretmenlik yapmaktaydım. Öğretmenlik hayatımın tamamı AKP iktidarında geçti. Mecburi hizmetim bitmesine rağmen gönüllü olarak kendi insanının bile yaşamak istemediği coğrafi bölgelerde toplam 5 yıl görev yaptım. Okul müdürlükleri yaptım. Bu süreçte 2 adet takdir belgesi, 1 adet başarı belgesi ve 1 adet aylıkla ödüllendirme aldım. MEB bünyesinde projelerde yer aldım ve başarılarımdan dolayı ödüllendirildim. Alanımda yüksek lisans yaptım ve doktora yapmaktaydım. 35 senelik hayatımda herhangi bir olaydan dolayı karakol yüzü görmedim, okuttuğum yüzlerce öğrenci ve veli tarafından hakkımda hiçbir şikayet olmadı. Onlarca öğrencim hakim, savcı, emniyet görevlisi vs oldu. Öğrencilerim ile olur da bir gün zora düştüğümde aramak aklıma gelir, verdiğim emeğin karşılığını istemek bahtiyarsızlığına düşerim diye irtibatımı hemen kestim.

İster Hz Ali’nin “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.” Sözüne mazhar olmak isteyen, ister Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği yolda özgürce gitmek isteyen bir kişi olarak düşünün… Ben bir öğretmendim.

Ülkemizin üzerine bir karabasan gibi çöken, demokratik kuralları hiçe sayan o yaşanmaması gereken günden sonra, yani 15 Temmuzdan sonra ise bir günde terörist oldum.

Terörist yaftasını bir hukuki karar yapıştırmadı bana, işlemiş olduğum Anayasaya aykırı bir suçtan dolayı da terörist yaftasını yemedim.

Açığa alındım. Yüzlerce öğrencime, velime, onlarca meslektaşıma karşı bir TERÖRİST olarak afişe edildim. Kimse bu adamın şerefi, haysiyeti, ailesi var, yahu bir bakalım bu adam ne yapmış diye düşünmedi, savunmadı. Bir cüzzamlı gibi kafasını çevirip görmezden geldi, yolunu değiştirdi. Hukukçularımız, siyasilerimiz, aydınlarımız bir dakika! Sizler ne yapıyorsunuz, demedi, diyemedi.

Oluşturulan algı ile terörist haline getirilen yüzbinlerce kişi gibi ilk önce arkadaş gibi görünenler uzaklaştı, sonra komşular, akrabalar…

Durumuma itiraz ettim. İlgili yazıda belirtilen suçları ben kabul etmiyorum. İşlemiş olduğum suç nedir, kim tarafından ne zaman tespit edilmiştir, diye sordum. Cevap olarak herhangi bir suç tespit edilememiştir, olağanüstü hal kanunu uyarınca açığa alındınız, denildi.

İçime kapandım, ülkemden uzaklaşmak istedim. Pasaportum iptal oldu, banka hesaplarıma ve mal varlığıma tedbir kondu. Sanki sana yaşamak fazla deniliyordu. Bir eşim ve üç çocuğum vardı. Hayata, insanlığa küsebilirdim ama çocuklarımın ne suçu vardı. Çalışmam lazım diye düşündüm. İş aramaya başladım. Mesleğim olan eğitim ile ilgili bir sektörde çalışmak istedim. Açığa alındığımı duyan yöneticiler işe almadı, alamadı. Sadece “Kusura bakmayın. Sizinle çalışmak isterdik ama çok baskı var. Devletin uzaklaştırdığı bir kişiyi biz işe alamayız” deniliyordu.

Sanayide bir fabrikaya iş başvurusu yaptım. İşe başladım. Sigorta işlemlerim esnasında açığa alındığımı duyduklarında  yine işten çıkarıldım. On dört yıllık bir eğitimci, bir doktora öğrencisi; savcı, kaymakam, hakim, emniyet görevlisi yetiştirmiş ben, bir günde terörist olmuştum.

Sonuçta toplumun okumuş kısmını temsil ediyorduk. Haksızlığa karşı boyun eğmemek lazım diye düşündüm. Hakkımı kanuni yollardan aramalıydım. Bankadaki üç beş kuruşumu çekemeyeceğim aklıma geldi. Eşim kolundaki 2 bileziğini bana doğru uzattı, bunları bozdurup bir avukata başvurabilirsin, dedi.

Hemen avukat aramaya başladım. Dört avukat gezdim ama hepsi de aynı şeyi söylüyordu. “Biz seni savunamayız, seni savunursak bizi de içeri atarlar.” Yılmak yok dedim. Beşinci avukat için bir büroya gittim. Avukat, ağlamaklı bir ses ile yaşadıklarını anlatmaya başladı. “Dostum, çocukluk arkadaşımı savunduğum için yirmi iki gün nezarette kaldım ben. Sokakta görsem yüzüne bakmayacağım insanlardan yemediğim küfür kalmadı. İnsanlığımdan utandım ben.”  Çekmecenin gözünden bir fotoğraf çıkardı. Bir ay önceki ben ile şimdi karşındaki ben. Yaşadıklarımı sen kafanda tasvir et, derken TV de Sayın Başbakanımız ın “Her şeyi hukuk (!) çerçevesinde çözüyoruz.” sözü yankılanıyordu.

Avukatları gezerken gözaltındaki tacizler, işkenceler, hakaretler, küfürler, keyfi uygulamalar hakkında oldukça geniş bir malumata sahip olmuştum. Eve geldiğimde yine Sayın Başbakanımızın “Bunları idam etmeyeceğiz. İdam bunlar için bir kurtuluştur. Onlara öyle muamelelerde bulunacağız ki bizi öldürün diye yalvaracaklar.” Sözleri VTR şeklinde TV de geçiyordu.

Sigortasız bir işte, asgari ücret ile 12 saat çalışmaya başladım. İşyerim evime uzak olduğu için işyerinde yatıp kalkıyordum. Tatil günü evime geldiğimde çelik yelekli, kar maskeli, ağır silahlı polislerin evime gelip beni aradığını, her tarafı dağıttıklarını öğrendim. Aklıma tek bir soru geldi. BEN NE YAPTIM ACABA?

Her şey bir film şeridi gibi beynimden geçmeye başladı. Açığa alınmam ve daha sonra memurluktan ihraç edilmem, insanların benden uzaklaşması, avukatların savunma yapmayı kabul etmeyişi, işe alınmamam, avukatın suçsuz yere 22 gün gözaltında kalması, işkenceler…

Ben kime, neyi, nasıl anlatabilecektim. Günlerdir bıkmadan usanmadan çalıştığım halde neyi başarabilmiştim. Kapıyı hızlıca vurdum ve koşmaya başladım.

Şuan bulduğum kısa süreli işlerde çalışıyorum. Evime uğrayamıyorum ama bazı geceler sokağına gidip çocuklarımın siluetini camda hayal edip onunla avunuyorum. Bulduğum bir kağıt parçasına karakalem çalışması ile çizdiğim ailemin resimlerine bakıp gözyaşı döküyorum.

Evet ben, dünün başarılı bir öğretmeni bu günün ise teröristiyim. Suçum ne? Hala bilmiyorum. Beni ihraç edenler de henüz herhangi bir cevap veremediler. Beni savunacak hiç kimse bulamıyorum.

Rica ederim.  Sizce ben ne yapayım?