Olsun be, Aldırma!

 

Ben bir garip ev hanımıyım. Eşim; bu vatanda, şehitlerimizin kanları ile ıslattığı bu topraklarda “bir polisti.’’ 

Evlenmeden önceki ilk konuşmamızı hatırladım. Eşim beni karşısına alıp; 

‘Bakınız hanımefendi! benim icin önemli olan, senin çok güzel bir bayan olman, çok zengin bir ailenin kızı olman, çok soylu bir aileye mensup olman degil. Ben bunlardan dolayı seni tercih etmiyorum. Şunu iyi biliyorum ki; ömür geçiyor ve güzellik kayboluyor. Biliyorum ki gerçek zenginlik, servetin çokluğu ile değil, ruhun zenginliği ile oluyor. Biliyorum ki, malı mülkü veren de O'(cc) alan da. Ve yine biliyorum ki bu dünyada,

Mal da yalan mülk de yalan
Var birazda sen oyalan.
Yunus Emre

…’

O kadar güzel konuşuyordu ki, etkileniyordum. Ney’in bazı taksimleri vardır, seni öylesine büyüleyip, öylesine  kendisine çeker ki, farkında olamazsın. Bir anda o parçada bir melodi, bir armoni de sen olursun. Aynen öyle işte…!  

Beni etkileyen birinci sebep; beni ben olarak ve olduğum gibi kabul etmesiydi. 

İkinci sebep;  benimle ezbere dayanan klişeleşmiş cümlelerle değil de, kendi ruhunda ne hissediyorsa onları konuşmasıydı. Özellikle bu yönü beni çok etkilemiş ve tamam demiştim.

Ücüncü sebep; bizim malımıza mülkümüze değil, bana talipti. Benim ruhuma hitap ediyordu. Mutluluğun anahtarının orada olduğunu söylüyordu.

Bir ara ben gayri ihtiyari olarak; 

‘Peki,’ dedim ‘herkes zengin olmak, güzel bir hayat yaşamak istemez mi?’ 

Aslında onun kafasındaki mütevazı hayatla, benim kafamdaki şatafatlı, rahat yaşam çelişiyordu. Onu öğrenmek istiyordum.O, hiç istifini bozmadan;

‘Bakınız efendim, benim için önemli olan, sizin nasıl bir yaşamı tercih etmek istediğiniz değil, benim için önemli olan; hayatı paylaşmak, Rabbimin rızasına matuf hareket edebilmek, dertlerin zirve yaptığı bir zamanda birbirimize daha çok kenetlenmek. Benim için önemli olan mutlu bir yuva. Evlilik, önümüzde uzanan sarp bir yokuş… Bazen düşebiliriz, bazen sürçebiliriz. Bazen sen düşebilirsin bazende ben. Benim için onemli olan böyle bir durumda sırtını dönüp gitmek değil, ne pahasına olursa olsun, düşeni tutup kaldırmaktır. Sımsıkı sarılmak, bırakmamacasına tutmaktır. Benim için önemli olan bu efendim.’ 

Çok duygulanmıştım ve evet demiştim.

‘Ben seninle bir ömür yaşamaya varım’ demiştim. 

Yanaklarımın kızardığını, ateş gibi yanmaya başladığında anlamıştım. 

Ve sonuç; evlenmiştik.

Evlendi ve  8 yıl boyunca çocuğumuz olmadı. Tüp bebek tedavisi gördük, doktorlara gittik geldik, gittik geldik. Nasibimizde yokmuş ki olmadı. Ama evimizden mutluluk hiç eksik olmadı. Eşim, benim elimi hiç bırakmadı. Yüzünün asıldığını hiç görmedim. Bazen ağlardım için için… Ağladığımı fark ederdi. Ellerimi avuçlarının içine alıp;

‘Gel seninle dua edelim’ derdi. 

‘Off’larımızı! Aff! yapalım ve dua biriktirelim gönül torbamızda.’

‘Allahım! Hz. Ibrahim (as)’a verdiğin müjdeyi bizden esirgeme. Ya Ilahel Alemin! Ya Ekremel Ekremin! Hz. Zekeriya (as)’a verdiğin müjdeyi bizden esirgeme. Allahım! Sen ki Hz. Yakup (as)’a Yunus (as)’ın kutlu müjdesini verdin. Bize de ver Ya Rab! Kenzul arşından ne eksilir Rabbim! Bunu senden isterken de korkuyoruz, titriyoruz ve hakkımızda hayırlı olanı istiyoruz Ya Rabbim.’

Bu hareketi ile beni yeniden feth eden bir komutan oluyordu. Gönlümün kapıları ona sonuna kadar açılıyordu. Ona öylesine minnet duyuyordum ki.
Onu öylesine seviyordum ki…

Ve 17-25 Aralık depremi oldu. Kimse ölmedi,  binalar çökmedi, yıkılmadı ama insanlar çöktü, masum insanların gönülleri yıkıldı. Dört yer değiştirdik. Oradan oraya bir yaprak gibi sürüklendik. Allah şahit hiç off! demedim.

Olsun be aldırma Yaradan Yardır
Sanmaki zalimin ettigi kârdır
Zalimin ahi indirir şahı
Herseyin elbet  bir vakti vardır
Yunus Emre

dedim. 

Hiç moral bozmadım. ‘Bu bayrağın dalgalandığı her yer bizim vatanımız’ deyip gittik.

….. Iline geldik. Rabbim bize bir bebek nasip etti. Yıllardır hasretle beklediğimiz misafirimiz, emanetimiz geldi. Şeref verdi. Ve o günlerde 15 Temmuz Vakasına şahit olduk. Bu arada kamudaki  kıyım hızla devam ediyordu. Hakimi, Savcısı, polisi, öğretmeni… Bir kıyım, önceden planlanmış bir kıyım. Zamanı gelince giyotine göndermekten çekinilmeyen bir kıyım. Benim eşimi de önce açığa aldılar, sonra ihraç ettiler, yetmedi tutukladılar. Bebeğimiz bir yaşını bile doldurmadan tutukladılar. Giderken bebeğini kucağına aldı;

‘Sana doyamamak ta varmış. Ama üzülmeyin! Endişelenmeyin! Allah bizi sahipsiz bırakmayacaktır’ diyerek öptü gitti.

Babasının arkasından bir çırpınışı oldu, sonra ağlayışı… küçücük yüreğinde sanki şimdiden hissetmişti ayrılık acısını…

Ailem sahip çıkmadı. Sorsalar; dört kardeşiz derim ama aramadılar, sormadılar. Babam;

‘Bunlar deli mi, devlete kafa tutulur mu? Benim böyle evladım olmaz olsun’ demiş, kızmış.
 Reise karşı müthiş bir bağlılığı vardı. Tarikat seviyesinde bir bağlılıktı bu, cennet ehlinden görüyordu Reisi. O yüzden Reis bir yana, biz bir yana olmuştuk. Çok üzülmüştüm ama ne fayda! Eşim içerde, babamin tavrı ortada… Oysa hiçbir şey de istemedik. Eşimin ailesi de aynı tutumu sergiledi. Ama hiç yoktan bizim yanımıza gel dediler. Bir yalnızlığın ve çaresizliğin içine saplandım sandim.

Bad-ı Hazan esti bağlar bozuldu
Gulistanda katmer güller mi kaldı
Alvarlı Efe

Diye söylendim kendi kendime. Ben ağladım yavrum ağladı. Sütüm azaldı. Yavrum için eşim için ayakta durmaya çalıştım. Sonra kardeşimi arayıp babamın aldığı eşyayı memlekete gönderdim. Babam eşyayı görünce ben geldim diye sevinmiş. ‘Böyle diz çökersiniz’ demiş. Beni göremeyince susup kalmış, hala da öylece oturuyormuş. Aslında kötü bir baba değildir. Maddi durumu da iyidir çok şükür. Eşyamızı boş bir daireye yerleştirmiş. Annemden gizli gizli gidip oturup ağlıyormuş. Fakat Reis bir yana, biz bir yana… Bu da babamın imtihanı. Aileleri kim bölüyor, kim parçalıyor, onu kendisinin görmesi idrak etmesi gerekir. Aslında ben babamin bu imtihanı kaybetmesinden korkuyorum. Düşmüş bir kara sevdanın peşine, zebunu olmuş tutkularının…

Üzüntü verici ama elden bir şey gelmez. 

Ben de bulunduğum ilde iki bayanın yanında kalmaya başladım. Haftalık eşimi ziyaret ediyorum, o bana yetiyor. Kaldığım arkadaşların eşleri de tutuklu. Eve katkımız olsun diye el işi yapmaya başladık. Onları götürüp satıyoruz.

Anlayacağınız;
Dünya yalan kardeşim,
Dünya yalan!
Var mi ki dünyada baki kalan?
Biz halimizden memnunuz.

Bu günlerin çok sürmeyeceğine inanıyoruz. Eşlerimiz, Yusuflarımız, cezaevinde yatarken bize de onların yanında dik durmak düşer.

Çıktık dikenli yollara, söz verdik Allah’a
Ermeden mevsim bahara geri dönmeyeceğiz 

diye.  Varsın babam istemesin beni, ne çıkar? Varsın kardeşlerim aramayıp sormasınlar beni. Varsın hiç kimse destek olmasın ne yazar? Biz ayağımıza kadar gelen bu mazlumiyeti bu mağduriyeti elimizin tersiyle itemeyiz arkadaş. 

Biz ayağımıza kadar gelen bu mazlumiyeti ve mağduriyeti yaşayacağız, yaşayacağız, yaşacağız inşallah…