Az daha sabır…

 

Kendisi hamile iken eşi tutuklanan ve çocuğunu yalnız başına dünyaya getirmek zorunda kalan bir ablamızın kaleminden…

Hayatını bir sepete sığdırıp mahkeme mahkeme, bucak bucak, sürgünden sürgüne gönderilen; dimdik insan, kırılmaz kalem, imanın asırdaki ismi, Allahın sadık kulu…

Anlattık hep yıllarca…Hayatlarını dünyalara sığdıramayanlar, dünyasını bir sepete sığdırandan ne istediler diye…

Anlattık… Yüreğimizde imanımızı, muhabbetimizi güçlendire güçlendire anlattık..

Anlattık ama yaşamadık…

Hayatımızı bir sepete sığdırmayı beceremedik… Öyle bahtiyar da olamadık hiçbir zaman…

Oysa ki bilemezdik -hiçbir zaman dediğimiz zaman- hayatlarımızın tam ortasına konuvereceğini…

Bilemezdik, dünyalara sığdıramadığımız hayatlarımız, bir temmuz gecesi aniden bir sepete, şimdiki ismiyle bir valize sığıverecek..

Özene bezene alıp dünya kadar para verdiğimiz, hatta çoğumuzun taksitlerini bile bitiremediğimiz gelinliklerimiz..damatlıklarımız…

Yolunu yol edip defaatle beğenmek icin gidip geldiğimiz koltuklarımız…

Aman ikisi uyumlu olsun dediğimiz takımlarımız.. En zarifi olsun aman aman dediğimiz yemek takımlarımız… Bazen indirimini bile beklemediğimiz eşarplarımız, gömleklerimiz, paltolarımız…

Nerdeler?..

Ya ardiyenin birinde ya kayınpederin evinin tavan arasında ya da kimsenin seni bilmediği bir mahallede, bir köyde, bir evde…

Peki ya hayatlarımız?

İki çocuk ve ben… Eşyalarımız bir sepetlik:))

Babamızınkiler de yarım sepetlik :))

Onunkiler ayrı… O istese de yarım sepetten fazlası olmuyor.

Hayatını sınırlandırdığını zanneden zavallılar o kadarına izin veriyorlar…Her şeyden en fazla iki tane …

Burası M Tipi Cezaevi…( ben “M”asumların korunma evi diyorum ona)

Kurallar öyle işte…

Bugün evimin eşyalarını toplamaya gittiler. Aylardır kapısının önünden bile geçemediğimiz, abiler gelse de bir kamp yapsa dediğimiz, burası en müsait yer dediğimiz, evimiz…

Otel gibi kullansa da şahsim, sabah çıkıp akşam içeri girebildiğimiz evimiz…

Sanki içinde yaşayanlar yok olmuş da yaşamayanların toplamaya gittiği evimiz…

Peki ne oldu şimdi???

Hayatlarımız …

Bizimki ve bizim gibi binlerce arkadaşımızın kardeşimizin hayatları zahiren berbat, aldığımız nefesler dar mı dar geliyor…

Teşekkür ediyorum, Üstadımın hayatından bir dem de bize lutfettiği için Rabbime…

Teşekkürüm, bebeğimi dünyaya babasız getirmeme, hala ona dokunamamasına  sebep olan zalimler ordusuna değil…

Teşekkürüm Rabbime…

Kainatın Sultanı (sav) Nur Dağındayken evlatlarına sahip çıkan Hz Hatice den bir gölge de bize verdiği için teşekkürüm Rabbime…

Aylar öncesine kadar kırık testilerimizde sunacak bir damlamız bile yokken, bugun kırık testilerimizden çağlayanlar akıyor ey zalimler…

Dualarımızda gözyaşlarımızı ararken, bugün avuçlarımızdan gözyaşlarımız taşıyor ey iftira atan zavallılar…

Tesbih tanelerini sayamazken; bugün tekbirler, tesbihler, tahliller yüreklerimizi hoplatıyor ey zalim, zavallı insanlar…

Bir bilseniz bize neler nasib oldu? Siz kılıcınızı sallarken Medineden ne Mus’ab lar geçti…

Siz evlatları analarından ayırırken Peygamber kucağına ne çok Enesler gitti…

Siz geceleyin yaparken tuzaklarınızı, bizim gecelerimizden ne Ebu Bekirler,  Ömerler, Osmanlar, Aliler (ra) selam verip geçti…

Bugun uğramadığımız değil Osmanla, önünden bile geçemediğimiz evlerimizdeki çiçekler bile, susuz bir halde rengarenk çiçek açtıysa vay sizin halinize…

Şu hizmet insanlarının kuru otunu bile sahipsiz bırakmayıp zinetlendiren süslendiren Rabbim bilmiyorsunuz ki siz zulüm ettiğinizi zannederken onların dünyalarının da ahiretlerinin de zinetlenmesine sebep oldunuz..

Şimdi aynı şiiri söylemek düştü aynı anda bize..
Az daha sabır…

Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler….