Gariplik…

‘Garipler, çoğunlukta az olan salihlerdir. Bunları sevmeyen, sevenden çoktur.’ Hadis-i Şerif

Bu hafta sonu gaybubet yaşayan bir abinin kızının düğünü vardı.

Davet etti, çok riskli bir apartman olmasına rağmen gittim. (O apartmandan bu zamana kadar 9 kişi alınmıştı.)

    Çünkü biliyordum ki kimsesi yoktu. Düğünde sağdan sayılsa 5 kişi soldan sayılsa 6 kişi ya vardı ya da yoktu. Çok duygu dolu bir ortamda geçti. Hısım akrabaları ile muhabbet ettim duygu düşünceleri nasıl diye.

    Abinin kayınpederine; “Normal bir dönemde olsa anlı şanlı bir düğün olurdu seymeni çok olurdu. (çünkü abimiz Antalya dahil birçok yerde idarecilik yapmış sevilen birisiydi). Bu adam terörist mi? ne zararı olmuş bu vatana. Bu zamana kadar neyini gördünüz?” misalinden derdimi anlatayım diye sorular sorayım dedim. 

    Adam cevaben; “O konuları çok karıştırma o mevzular derin” dedi ve arkasından ekseriyetin söylediklerini söyledi.”Akılsız başın cezasını ayaklar çeker” dedi. 

    Yani 25 yıldır tanıdığı damadını, kızına güzel bir hayat imanlı bir hayat sunan damadını kötülüyordu. 

    Düğünün mahsun ve mahzun olmasına mı üzüleyim yoksa halk tarafından akrabalar tarafından anlaşılamamasına mı, yoksa halkın sanki hiçbir şey olmamış edasıyla dünyalıklarını yaşamasına mı?

    Gelin giderken abimiz kızına hiçbir şey yapamamanın ezikliği, akrabalarının soğukluğu, kızının evden bir melek gibi uçuşu ve kızının düğün merasimine katılamaması duyguları içerisinde bütün metanetiyle kızına sarıldı ama tutamadı kendisini ve çok içli bir şekilde sessizce gözyaşlarına engel olamadı.

     Düğüne gelen hizmetten bir kaç aile de kendini tutamadı baba kızın sarılışına ve buruk vedasına. Ben oradan ayrıldım kendimi tutamadım. Gelin kızımız gidince abiye destek olayım diye abinin evine geçtik.

Yalnızdı. 

Yaralıydı. 

Abimize tekrar sarıldım, ne o tutabildi kendini ne de ben…

Hıçkırıklara boğuldum. Bir süre sonra abi beni teskin etmeye çalıştı; “Kardeşim!!! Kızı gelin olan benim sana noluyor’ diye…” 

     Hayatta yalnız ve garip kalmışlığımıza ağladım. Allah rızası için gece gündüz fedakarane hizmet ettiğimiz kendi milletimizin bizi anlamamasına ve bize sahip çıkmamasına ağladım. Cüzzamlı gibi terörist gibi toplumdan tecrit ve tenkil edilmemize ağladım. Ne işimiz kaldı, ne eşimiz, ne de dostumuz kaldı…. ona ağladım…..

    Abimiz; “şükürler olsun kızımı evden çıkarabildim” diye dua ediyordu. Bir ara; “Abi harçlığınız var mı ” dedim. Abim boynunu büktü. Cebimde var olan küçük bir miktarı abiye uzattığımda, yok verme diyemedi; “Kardeşim Allah razı olsun son paramı kızımı uğurlamak için harcamıştım, elde avuçta bir şeyi kalmadı” dedi. Hatta “çok zayıflamışsın abi” dediğimde; “Son 6 aydır doğru düzgün eve ekmek dahi almadık” dedi. Bu duygular içinde başka bir ziyaret için ayrıldım abiden. 

    Pazar günü düğün oldu, pazartesi gece 01.30 da abiyi bulunduğu yerden polisler almış. Sabah haberimiz oldu.

    Abinin ayrılırken son cümleleri şöyleydi; “Hocam Rabbime hep dua ettim kızımı sağ salim bu evden bir çıkarayım diye… Şükürler olsun”

     Rabbim, gurbet içinde gurbet yaşayan bu garibi ve garipleri tez zamanda güldürsün. Hak yolunun bu gariplerine bunları yaşatanların da Rabbim hicap ile başlarını önlerine eğdirsin, iki büklüm ettirsin, yanlışlarının idrakine erdirsin inşallah.

Ah Pakistan!

22 yıllık emek, gözyaşı, çile, sıkıntı…

Rabbimin nasip ettiği 28 okul ve 12 bin civarı öğrenci…

İnsanların güvenlikten dolayı gelemediği bu topraklara 22 yıl önce gelmiş gönül erleri… Pakistanlıların bile gitmediği Peşhavar, Quetta, Multan.. gibi şehirlerde bile okullar açılmış. İqbal’in torunlarına el uzatılmış… 

Onlar da vefa göstermiş tarihte gösterdikleri gibi, kucaklarını açmış bu gönül erlerine…

Pakistan’a 18-19 yaşlarında gelen gönül erleri gençliklerini bu topraklarda geçirmiş, dil olarak yerel dili Pakistanlı gibi konuşup kısa sürede buranın kültürüne adapte olmuşlar.

Ilkler…

Önden gidenler…

Yol açanlar…

umut olanlar…

Evlerine hırsız girmiş, arabaları çalınmış, önleri kesilip soyulmuş, anne babasının cenazesine bile yetişememiş, gözyaşlarını içine dökmüşler…Gecenin örtüsünün altına gizlenmiş, içlerini sadece O’na açmış, dertlerini ve ızdıraplarını sadece O’na havale etmiş… 

Koskoca 22 yıl…

Gençlikleri geçmiş bu coğrafyalarda, Ramazanlar, Fesihler, Yakuplar, Abdulganiler, Suatlar…

Çocukları bu coğrafyalarda doğmuş…

Bazıları buradan evlenmiş…

Saçlarını bu coğrafyada ağartmışlar…

Devlet ve halk hep arkalarında durmuş. ‘Bunlar çok farklı insanlar’ demişler ve desteklemişler… Bu coğrafyada hastalanıp vefat eden Adem abiler olmuş, zor şartlarda yaşayan gönül erleri hiç düşünmemişler geri dönmeyi, çünkü geri gönmek için gelmemişler… 

Bayrağımızı dalgalandırmışlar gururla bu dost ve kardeş ülkede…

Öğrencilerin ve velilerin gönüllerinde taht kurmuşlar…

22 yıl en ufak bir suç, olumsuzluk ve probleme sebep olmamışlar. Duvar değil köprüler kurmuşlar… Takdirleri, sevgileri toplamışlar… 

Bu günler 15 Temmuz ve sonrasına kadar böyle devam etti.. Türk hükümetinin baskıları  burdaki hükümeti de zor durumda bıraktı. “Bizim sizinle problemimiz yok” mesajlarına rağmen baskılar sonucu burada yaşayan ailelerin vizeleri yenilenmedi ve 15 Kasım 2016’da, 3 gün içinde ülkeyi terketmek için süre verildi..

108 ailenin bulunduğu liste ve yaklaşık 450 kişi… 3 günlük süre… 

Yedi başlı siyaset canavarı… Yedi koldan sardı her tarafı. Devletin imkanları bu insanları yok etmek için kullanıldı adeta… 

Ve ayrıldılar Pakistandan gözyaşları ile tek tek…

Dünyanın dört bir taradına dağıldılar…

Başka baharlarda, başka topraklarda tohum olmak üzere…

 

Ya ereceğiz, yada eriyeceğiz…

Bu müebbetli yıllarımın ilk mektubu.. Genel durumumuz iyi bir sıkıntı yok. Karar bende hiç bir şey uyandırmadı. Biz bildiğimiz ve inandığımız doğrular için  gerekirse müebbet de yatarız.

İstedikleri kadar uğraşsınlar, benden terörist de olmaz, terör örgütü üyesi de… Biz buraya alıştık. Sanki burdaki arkadaşlarla bundan sonraki hayatımızı burda birlikte geçirecekmişiz gibi hissediyoruz. Bu da ayrı bir rahmet, tam buraya arkadaşlar alışıyoruz ki, bil bakalım ne oluyor, tahliye. (şaka, bunlar tahliye eder mi hiç) başka cezaevine nakil oluyor. En son bir haftada 3 kişi gitti. Dedim ya burda sabit olmaya da razıyız. 

Mahkemedeyken diğer avukat diyormuş ki (müebbeti duyunca güldüm) adam hiçbir şey olmamış gibi tebessüm ederek karşılık verdi. Bana çok şaşırmış…(bizim arabayı satmaya çalışıyoruz da kazası falan varmış onu yazmıştım mektuba) ben çıkınca daha güzel arabalar alacağım inşallah. Oğullarımla tura çıkacağız. Ben çıkınca belki uçan arabalar da olur(uçak alırım size dememiş de) belki kim bilir ya da ben uçarım..

Biz diyoruz ki burda ya biz ereceğiz ya da eriyeceğiz…

MEDRESE-İ YUSUFİYE NOTLARI – 2

‘Zindan iki hece, Mehmed’im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta…
Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!
Kavuşmak mı? .. Belki… Daha ölmedim!’

 

Bir teğmen ilk geldiğinde tek kişilik hücreye koymuşlar ‘hocam, kaldığım hücrede, yattığım yatağın baş tarafındaki demire ‘YPG’ yazmış biri. Şu içerdeki yaşadıklarımdan en çok zoruma giden bu oldu’ dedi. ‘Daha düne kadar bir teğmen olarak mücadele ettiğim bir YPGli teröristin yattığı yatağa yatırdılar beni ya’ dedi, ‘hem de aynı muameleyle ‘terörist’ olarak.’

Bir görüş veya telefon dönüşü oturup konuşurduk ‘haberler nasıl’ diye. Genelde çoğumuzun yakınlarından yeni tutuklananlar olduğunu duyardık.. Kiminin dayısı, kiminin amcası, kiminin yeğeni… yan koğuşlardaydı.

Benim büyük kızımın doğum günüydü. Annesi benim adıma bir elbise, bir de oyuncak bebek alıp hediye kutusuna koymuş. Onlar içerdeyken kapıyı çalmış. Kızım gidip kapıyı acmış bakmış bir hediye kutusu. Annesi ‘kızım baban gönderdi’ demiş. ‘Anne, neden kendi getirmedi?’ demiş. Annesi de ‘baban çok yoğun çalışıyor kızım, kahraman olacak’ demiş. Sonra açmış kutuyu. Almış eline bebeği koklamış iyice. Ve öyle bişey demiş ki ben bunu mektupta okuyunca ağladım. Ne oldu diyenler de ağladı. ‘Anne bunu babam mı göndermiş? Ama bu bebek babam kokmuyor ki!’ demiş. Ne diyeyim sözün bittiği yer derler ya…

Biraz da manevi olarak yapmaya çalıştıklarımızdan bahsedeyim. Günlük programımız şöyleydi:  Sabah namazına imsak vaktinden bir- bir buçuk saat kadar önce kalkılır. Teheccüd ve Hacet Namazları kılınıp, imsak girmeye yakın, eller topluca aşılır ve Hizbunnasrları bir arkadaşımız sesli olarak okur hepimiz ‘amin’ derdik. Eklediğimiz bazı dualar da vardı. Sonra bir arkadaşımız ezan okur ve sabah namazını cemaatle kılardık. Namazdan sonra bir kısmımız uyumazdık. Sabah duaları ve tesbihat yapar, Kuran-ı Kerim okurduk. Saat sekizde sayım olurdu. Hemen peşinde kahvaltı yapardık. Kerahet çıkar çıkmaz  İşrak Namazı, daha sonra da Duha Namazı kılınıp ve okunacaklar okunup, 9 gibi çoğumuz 11.30’a kadar uyurduk. 12’de yemek, peşinden öğle namazı. Ögle namazından sonra yaklaşık 5 ay kadar topluca meal okuduk, mütalaa ederek. Daha sonra tecvit dersi devam etti. Surelerin tecvitli dinlenmesi. Saat 14.30 da çay, sonra ikindi namazı, peşinden okumaya devam. Saat 17 de aksam yemeği. 18 de sayım. 19 a kadar okumaya devam. Aksam namazının peşinden gün içinde topluca okuduğumuz Ashab-ı Bedir ve Cevşen’in duasını toplu olarak yapıyorduk.

Saat 19 da çay. 19.45 yatsı namazı ve takiben baya bir süre Risale dersi yaptık. Risale olmadığı zamanlarda da şahsi okuma olurdu. Saat 21.30 da da arzu edenlerle çay içilirdi. Belli tesbihlerimiz vardı, onları yapmaya da çok özen gösteriyordu herkes. Kimin ne eksiği varsa Elhamdulillah kapatıyordu. Baya ezber yapan arkadaşımız vardı. Herkes okuduğu yerlerdeki dikkat çeken yerleri paylaşırdı.

En son Celcelutiye duasını da paylaşmıştık. Yüzlerce kitap bitiren çok arkadaşımız vardı.

Bir rüyada Hocamız bizim koğuşa ziyarete gelmiş namaz kılıp dua etmiş uzunca. Başka bir rüyada arkadaşımız çok yüksek bir tepede bir masa ve etrafında büyük zatlar görüyor, oraya tırmanıyor. Masaya davet ediyorlar. İçlerinden birisi eline yerden bir avuç toprak alıyor toprak civa gibi akıyor. Çok az bişey avuç içinde kalıyor. Sonra diyor ki ‘İşte sizin dünyadan istifadeniz de böyle. Dünya sizin için böyle çok az bir öneme sahip olmalı’ diyor.

Bir yakazada da arkadaş uyanınca ‘nurdan parlayan namaz kılan bir imam, iki de cemaat görüyor. İmam; Efendimiz(sav), cemaatten birisi Hz Ali (ra). Hz Ali(ra) arkadaşın kolundan tutuyor ve kendilerini tanıtıyor. Arkadaş soruyor ‘bu kadar insan neden içerde, ve ne zaman bitecek?’ diyor. Hz.Ali efendimiz ise ‘Hiç endişe etmeyin. Vakti gelen çıkacak, burda süresi dolan çıkacak inşallah, çok az kaldı, zulüm bitecek. Siz aynı şekilde arttırarak duaya devam edin’ diyorlar..  

Herkesin var bir kimsesi, bizim kimsemiz Sensin ey kimsesizler kimsesi…

Bir abimiz yaklaşık yedi aydır hücrede. Tek üç ay kaldıktan sonra mahkemeye giderken konuşabildik.  Halini sordum. 

-‘Elhamdulillah Kuran-ı Kerim’den 100 sayfa ezber yaptım’ dedi. 

-‘Sizin hakkınızda ona yakın yeni ifade veren olmuş, demek ki onlar da elenecekmiş’ dedim.

 – Boşver, dedi. Koğuştakiler nasıl, siz nasılsınız? dedi. 

Bir imtihan dedi süresini Rabbim bilir dedi.

Bu abimiz de rüyasında Kuran-ı Kerim’in 29 cüzünü okumuş görüyor. 30.cüz bir bal peteğine dönüşüyor ama müthiş yarısını yedim diyor yarısı kaldı’ diyor. Artık yorum sizin.

Bir cinni veya insi şeytan ortaya fitne yaymaya başlayınca, biz hep  birbirimize şunu dedik: ‘Biz Allah’ımız için Nam-Celil i Muhammedi için çıktık bu yola. Asla şahıslar için değil, mal mülk için değil, makam icin değil, desinler diye değil…  O (cc)’nun rızasını kazanmak icin yürüdük ve İnşallah Rabbim ömür verdikçe de yürüyeceğiz’ dedik ve şeytanları susturduk.

Babam kanser hastası, zar zor görüşüme gelmişti iki ay önce. Avukatımla görüşmüş, avukat; ‘ben tam söyleyemedim, siz söyleseniz görüşte; iki isim versin bişeyler desin çıkar’ demiş. 15 temmuz  öncesine kadar kandırıldığını söyleyen, Akp’yi savunan babam; ‘Benim oğlum başkalarını satacak kadar karaktersiz değildir. Kendisini kurtarmak için başkalarının ocağını söndürmez’ demiş. Avukat da ‘evet hiç öyle birine benzemiyor zaten de yine de deyin’ demiş.. 

Eşim (Allah ondan razı olsun. dışarda ne zorluklar yasadı, aslında onu dinlemek lazım) son açık görüşümüzde bana ‘Olur da bir yerden aklının ucundan dahi geçse, ‘birilerinin isimlerini vereyim de çıkayım’  ALLAH şahittir ki kocalıktan redderim seni’ dedi. 

Böyle bir şeyi yapacağıma samimi iken Rabbim huzuruna alsın beni. Allah muhafaza. Rabbim kazanma kuşağında kaybettirmesin.

Erzurumdan sevkle bizim cezaevine gelen arkadas anlatmıştı; ‘nezarette bir memur dayanamadı gitti itirafçı oldu, yapma etme dediysek de dinlemedi. O gece bize bakamadı.

Sabah gözü yaşlı bana ‘abi gece bir rüya gördüm, dişlerimin çoğu kırılmış, ağzımın içine dökülmüştü. Kan doluydu ağzım, çenem..’ dedi. Ama nafile birazdan tahliye olacaktı ama nasıl bir yükle…

Rabbim yolundan ayırmasın, imanımızı o samimi davası için her şeyi göze alan sahabe efendilerimiz gibi eylesin. Rahatımız bozulacak diye satanlardan, kenara çekilip haklıdan değil güçlüden taraf olanlardan eylemesin…

Malım mülküm elden gidecek diye, onurum haysiyetim zarar görecek diye Kuzman gibi cehennemlik olanlardan eylemesin….

Dünyayı gereğinden fazla sevdirmesin, kabir ve ötesi için çalışanlardan eylesin….

Tüm amellerimizi ihlaslı eylesin. Şeklen değil, iliklerine kadar iman edip samimane hizmet edenlerden eylesin. İstişareyle hareket edenlerden eylesin. İmtihanın sırrını anlayıp yoldan dönenler olsa da görse de onlar için de Allahtan af dileyip bu mukaddes yolda yürümeye devam edenlerden eylesin…

Medrese-i Yusufiye terhisi bir gariban..

Medrese-i Yusufiye Notları-1

15 Temmuzdan beş gün sonra adi suçlularla bizim koğuşu ayırdılar. Bu sefer arkadaşımla da ayırdılar. Biz tecrübeli olduğumuz icin bizim yanımıza yeni tutukladıklarını vereceklermiş. Temmuz sonuna kadar bizim koğuş 25 kişi oldu.

Normalde koğuşlar 12 kişilik, en fazla 16 kişi kalabilirdi ama hiç umursamadılar. Gece açıyorlardı kapıyı nerde yatarsa yatsın atıyorlardı içeri.. Artık ben ortam olarak daha rahattım az çok ayni kafadan insanlar vardi.

Benim kaldığım koğuşa sekiz tane asker getirdiler önce. Sonrada öğretmen esnaf karışık. Gelen askerlere sormuştuk o zaman ‘nedir bu darbe işi’ diye… ‘Valla hocam bize gel dediler gittik hiç bir hareketlilik de olmadı zaten. 16 temmuzda komutan bize emir verdi tüm ışıkları kapatın darbeciler dört helikopter bir uçakla bu tarafa doğru geliyorlar’ diye. Çatıya uçaksavar bile çıkardık. Radarda gördük, üzerimizden sınıra doğru gittiler. Sonra onlarla ilgili ne bir haber oldu, ne de başka bişey.. biz de kendimizi burda bulduk’ diyorlardı.

Bir tane uzman çavuşu ta Erzincan merkeze 3.5 saat uzaklıkta dağın başındaki bir karakoldan alıp getirmişler… 

Koğuşta bir Hacı abimiz vardı başka ilden getirmişler. İşadamı bir abimiz. Başka ilden getirme gerekçeleri ise çok komik: ‘Çevresi çok geniş, cezaevinden kaçırabilirler’ diye
buraya sevk etmişler. Hacı abiyi görseniz 60 yaşlarında yüzünden nur akan bir abimiz. Çok güçlü ve hep dimdikti maşallah.

En son tahliye olmadan bir hafta önce konuşmuştuk biraz.. sadece bir fabrikasındaki zararı 1.4 milyon kadar demişti… ‘Hâlâ baya işçi çalıştırıyoruz hocam, aylık 750 bin maaş ödemesi yapıyoruz bu zor şartlara rağmen’ demişti. Tüm mallarında tedbir vardi. Başka bir malını satıp diğer açığını kapatma şansı yoktu. ‘El koyarlarsa işçiler ne yapar?’ diye düşünüyordu. Rabbim muhafaza etsin. Bana hep değer verir ‘hocam’ derdi sağolsun. İşlerini oğlu devam ettiriyordu.

Hacı abi içeri alınalı 7 ay olmuştu. Açık görüşümüz vardı. Kasım başı idi. Görüşten bir gün sonra koğuş kapısı açıldı, hepimiz çok şaşırdık. Gelen maalesef Haci Abinin oğluydu.. Görüşten sonra çıkışta oğlunu da almışlar ‘hakkında yakalama kararı var’ diye.  

Hacı abi oğlunu görünce öyle üzüldü ki, öyle bi sarıldılar ki… Biz kendimizi dışarı attık. Herkesin gözleri dolu doluydu. Hacı abi merdivenleri ilk kez boynu bükük çıkmıştı.

 Maşallahı vardi, oğlu 30 lu yaşlardaydı ama çok dirayetliydi. Babasına ;”baba olacağı varmış, yasayacakmışız” dedi. Haci abimiz bir iki güne toparladı, eskisi gibi tam gaz devam..

Avukatı, Savcının ağzını aramış. Savcı ne demiş biliyor musunuz? ‘Sırf babasına eziyet olsun, konuşsun diye tutuklattım’.

Bu süreç içinde hepimizi çok derinden etkileyen bazı hadiseler daha oldu..

Birisi; okul müdürlüğü yapmış bir abimizin yaşadığı. Cumartesi günü iki haftada bir dokuz dakikalık telefonda görüşme hakkımız için sırayla alıyorlardı bizi. Abi çıktı geldi ‘hanımın telefonu cevap vermiyor, bir sıkıntı mı var acaba?’ dedi. ‘Yoktur inşallah abi’ dedik. Yarım saat sonra tekrar çıktı telefon açmak için. Bir kaç dakika sonra da koridordan(malta deniyor) öyle bir çığlık geldi ki, içimiz cız etti. Kapı açıldı, abi yıkılmıştı, çok kötü durumdaydı. Güç bela ‘eşimi de almışlar’ diyebildi. ‘Çocuğunun birisi ortaokula gidiyordu. Psikolojik tedaviye baslamıştı. Okula bile gitmek istemiyor, konuşmuyormuş. ‘Çocuklarım ne olacak? Kimsemiz yok’ diyordu sürekli.

Koğuşta 50 yaşında sporcu bir abimiz var ‘Ömrüm boyunca bir kez ağlamıştım bir de şimdi ağladım’ dedi. Hepimiz çok üzgündük. Hemen Tefriciye, Fetih dağıttık, okumaya başladık.

Eşi gözaltında olan abimiz ne yaptıysa da çarşamba gününe kadar bir haber alamadı. Kurum müdürü ile görüştü, psikologla görüştü ama telefon hakkı vermediler. İki hafta sonraki hakkını talep etti, onu da vermediler. 

İletişim en büyük sıkıntıydı cezaevinde. Yoldaki gelen geldi mi giden gidebildi mi kazasız belasız hep merak edersiniz, en erken de bir haftaya ancak aps ile haber alırsınız. Abimiz için beş gün çok zor geçti, tabi hepimiz için de. Artık abi ‘Allah’ım cocuklarımın başında eşim dursun, lütfeyle ben kaç aysa veya  yıl ise onun yerine de kalmaya razıyım’ diyordu. Her gün aynı dertle dertlendik Rabbimize sığındık. Artık çarşamba açık görüşte kendi yakınlarımızın gelmesinden çok, abimizin hanımının gelmesi için dua ettik. Tabi herseye de hazırlıklı olarak gidiyordu abi ‘tutukladılarsa bunda da vardır bir hayır’ diyordu ama çocukların okulları vardı.

Derken görüşe çağrıldık. Açık görüş yerinin oraya yaklaştığımızda, yenge hanımı kapıda görünce abi öyle sevindi ki anlatamam. Hepimiz  de çok sevindik çok.. 

Rabbim hiç kimseye yaşatmasın…

Yaşanan diğer hadise de bir üsteğmen ile ilgili. Üsteğmen temmuzda tutuklandığında eşi altı aylık hamileydi. Üçüz bebek bekliyorlardı. Hep bahs ediyordu bize. Yenge hanım doktor ultrason fotoğraflarını gönderiyordu postayla. İkisi erkek, biri kızdı.. ‘Hocam, ne hayaller kurmuştuk eşimle, kim derdi ki çocuklarımın isimlerini burada düşüneceğim…’  ‘İnşallah doğuma yetişirsin’ dedik ama yetişemedi. Telefon görüşmesinde öğrendi nurtopu gibi üç çocuğunun olduğunu. Bir ay kadar  yoğun bakımda kaldılar. Tek tesellisi çocuklarının gelecek fotoğraflarıydı. Fotoğraflar geldikçe bize de gösteriyordu sürekli neşeyle. Derken bir cumartesi günü öğlene yakın saatte ismini söylediler mazgaldan ( kapının ortasında küçük bir açılır-kapanır pencere gibi. Gardiyanlar açar. Bu mazgal var ya, her açıldığında herseyi diyebilirler ama her şeyi)  Eğer hafta sonu mazgaldan birini çağırıyorlarsa ya çok iyi, ya da çok üzücü bir haber gelirdi. Arkadaşımız gitti. Dediler ki ‘telefonla görüşeceksin.’ Aldılar gitti. 15 dakika kadar sonra geldi. Başı yerde, gözü yaşlı, boynu bükük… ‘Ne oldu’ diyemedik bile… Ayakta zor duruyordu. Oturdu sandalyeye. ‘Daha koklayamadan kucağıma alamadan gitti yavrum’ dedi.. İlk ismini koyduğu ‘Enes’i’ vefat etmişti…..

Ben üsteğmenimi çok severdim. Kalktım sımsıkı sarıldık dakikalarca ağladık. Hacı abimiz sakinleştirdi bizleri. Yere battaniyeleri serdik. Önce bir Yasin okudu sonra da Sekine okudu. Rabbim ferahlık verdi Elhamdulillah.  Rabbim diğer yavrularına sağlık sıhhat versin inşallah. Cenazesine gitmek icin çok dilekçe yazdı ama maalesef izin vermediler.

Bir gün de başka bir abimizin hanımının tutuklandığı haberi geldi. Abimiz 52 yaşında. Yenge ev hanımıymış. Bir kitabın arasında kağıtta kermesle ilgili bir şey çıkmış. ‘Ağır suç!’ saymışlar ve yengeyi tutuklamışlar. İki buçuk ay içerde kaldı, şükür çıktı. İlk iki olaydan sonra olunca biraz bağışıklık kazanmış gibi olduk.

Benim de  çocuklar gitmişti memlekete. Ağustos sonuydu. Telefon görüşünde hanım; ‘bizim evi yine basmışlar, kapıyı kırmışlar, didik didik etmişler. Muhtar da varmış yanlarında. Delil olarak Bankasya kredi kartımı almışlar.’ Daha neler neler anlatabilirim de bitmez.

İçerdeyken kızının düğünü olanlar vardı. Nişanlı olup içerde nikah yapanlar vardı. 

Abi kardeş yan yana yatan.. 

Baba oğul yan yana yatan… 

Bir taraftan da haberlerde insan denemeyecek bazı şahsiyetsizlerin  ‘ağaç kökü yesinler’  ‘bunlar pkkdan daha tehlikeli’…  gibi insanlık dışı ifadeleri…