Yaşlı dede ve Tevbe

“Kulunun tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır.“  Hadis

Kayınvalidem ve kayınpederim ile ‘Mevlana Hazretlerini ziyarete gidip süreç için dua edelim’ dedik. Türbede çok hikmetli bir hadise yaşadık. Arkadaşlarla da paylaşmak istedim. Sadece bir saatimizi ayırmıştık ama karşılaştığımız yüzü nurlu bir zat ile sohbet edip toplu duaya daldık;  toplamda dört saatte çıkamadık.

 Ben, bebek arabası ile Mevlana Hazretleri’nin türbesinin bahçesinde, kayınvalidem ve kayınpederimin ziyaretinin bitmesini bekliyordum. Oğlum nerede dursam sıcaktan dolayı huysuzlanıyor, sürekli ağlıyordu. Yaşlı bir dede ve ninenin oturduğu banka oturduğumda çocuk hemen sustu.

Banka oturduğumda; 6 yıl önceki, Konya da hizmet günlerim geldi aklıma. Mahzunlaştım, çok üzüldüm. O zamanlarda birlikte vazife aldığımız arkadaşlarım, ablalarım acaba şimdi ne durumdadır diye düşünüp dua ediyordum içimden. O sırada yaşlı çift, olduğumuz yerden ayrılmak üzere ayağa kalktı ve 5 aylık oğlum dedeye doğru döndü ve sesli bir şekilde gülmeye başladı. Bu durum ninenin dikkatini çekti ve yaşlı amcaya;

“Bu çocuğu bi okusana bey, çokta güzelmiş maşallah” dedi. Yaşlı amcanın gözleri görmüyormuş, eşinden öğrendim.

Gözleri kapandığı için, sanki kalp gözü açılmış gibiydi.

 Yaşlı amca başladı okumaya. Öyle uzun bir dua etti ki resmen o makamda konuşuyor gibi dua ediyordu. Ben ömrüm boyunca hiç öyle içten dua edememiştim. Dede kendisi de,

“kızım ben hiç medreseye gitmedim ama bu bilgi bana nasip edildi, ben bunları söylemiyorum, söyletiliyorum” dedi.

Dua bitti, dedeye biraz süreçten bahsettim: ‘eşim tutuklu 1 yıldır çok sıkıntılar çekiyoruz çok yıprandık’  diye durumumuzu anlatıp ekstra dua istedim.

 Yaşlı amca ilginç bir şekilde “ben bir bakıp görmeye çalışayım” dedi. Ben ne dediğini anlamaya çalışırken, sessizliğe büründü, bir şeyler mırıldanmaya başladı. Sonrasında ise, eşimin rütbesini, mahkemede görülen dosyasının numarasını, dosyasına bakan hakim, savcıların isimleri dahil her şeyi gördüğünü anlattı. Söylediği bilgilerin hepsi doğru idi. Ben dayanamayıp ağlamaya başladım. Yaşadığımız onca sıkıntı, zulüm, zihnime hücum edivermişti birden. Sonra “kızım ağlama sakın, dua et sabret. Aklanacaksınız tertemiz, pür-i pak olup beraat edeceksiniz. Ama sabır göstereceksiniz” dedi. “Kocanda her şeyini, tekrar elde edecek, tertemiz olacak ama o mesleğe artık geri dönmeyecek” dedi.

 Devamında ise; “önce şu an eşinin dosyasına bakan savcı ve hakimler gidecek, baştakiler yıkılacak, yerine adaletle hükmedecek kişiler gelecek ve onlar beraat ettirecek” dedi. Ben de “eşimin masum yüzlerce arkadaşı var içeride, ya onlar ne olacak?” dedim. Yaşlı amca da “zaten toplu beraat görünüyor,

 Kimse korkmasın,

 İmtihan zamanınızı iyi geçirin,

 Bolca tevbe edin,

 Namaza devam edin,

 Evlerinizi elma sirkesi ile silin” dedi.

“ Hiçbir zaman zalim abat olamamıştır” dedi. Ben iyice şaşkındım. Hatta eşimi beraat ettirecek hakim ve savcıların isimlerini de söyledi ve bana isimlerini yazdırdı. Kaydet bu isimleri, zamanı gelince göreceksin dedi. Ve bir de eşimin ve arkadaşlarının ne zaman beraat edeceğini söyledi bana. Ben söylemesini istemedim. Ama yaşlı teyze kızım bırak amcan baksın işte diye çıkışınca kabul ettim. Ancak 15 Temmuz’dan beri feraha ereceğimiz onlarca tarih duyduk ve maalesef hepsi de ümidimizi biraz daha yıktı. Ben zamanı yanıltıcı olmaması açısından şu an paylaşmak istemiyorum…

Asıl ilginç olan nokta ise; Yaşlı amca, o sabah uyandığında eşine; “hanım beni bu sabah Mevlana Hz.leri türbesine götür, uzaktan misafirlerim gelecek” demiş.

Eşi diyor ki koca bahçeyi gezdik. Geldi buradaki bankın üzerine oturmak istedi.

Elhamdulillah ala külli hal. Allah çetin şartlarla imtihan ediyor evet ama sonsuz lütufları ile de bizleri destekliyor.

Aktif  sabır ve dua…

İnşallah atlatacağız bu süreci de. Ve son olarak, dedenin üzerinde ısrarla durduğu şey; tevbe etmenin önemini anlayamıyoruz.

Soldu Ümit Çiçekleri…

Ağlamıyorum artık, gözyaşlarım kurudu… hücrenin bir köşesinde iki büklüm çömelmiş durumda çenemi dizlerime dayayarak saatlerce belki günlerce aynı pozisyonda bekliyorum. Gardiyanın getirdiği yemek soğuyor, bir sonraki öğün gelen yemek de soğuyor. Kaç gündür yemek yiyemiyorum, bilmiyorum. Hücrede dolaşan hamamböceklerinden artık korkmuyorum veya korku ile birlikte bütün duyularımı yitirdim. Keşke rüyada olsam ve annemin sesi ile uyansam bu rüyadan…

Üniversiteyi bitireli birkaç yıl olmuştu. Hizmet ediyordum bu millete kendimce, koşturuyordum gece gündüz… Çocuklarına kollarımı makas yaparak ‘durun burası çıkmaz sokak!’ diyordum kendimce… Değdi mi diye kendimi sorguluyorum şimdi. Darbe tiyatrosuyla beni gözaltına aldılar. Henüz yirmili yaşlarda hayatının baharında genç bir kızdım. Ne ilgim olabilirdi ki? Hiçbir yanlışım yoktu… Gözaltında yapılan baskılar, isim istemek için yapmadıkları hakaretler yetmedi üstüne beni zorla soyarak namus ve iffetimi ayaklar altına aldılar. İnsanlıktan nasibini almamış polislerce tecavüze uğradım. Beni bu hücreye attılar. Günler mi aylar mı geçti bilmiyorum… Zaman mefhumunu kaybettim. Ailemle görüşecek yüzüm kalmadı. Hayallerimi yıktılar… Ümitlerimi yıktılar. Tel örgüler çektiler gözyaşları ile büyüttüğüm ümit çiçeklerime…

Yaşıyor muyum ondan bile emin değilim. Özgürlüğümü verseler zerre kadar içimde bir kıpırtı oluşturmayacak…

Gardiyanın ‘ziyaretçin var’ diye defalarca bağırmasına bile bir tepki vermedim. Benimle görüşemeyen anne ve babamın ne kadar acı çekeceğini de kestirecek veya düşünecek bir hassas ruh halim yok.

Bu dünya benim için fazlaymış gibi hissediyorum. Ölmek istiyorum. Tecavüze uğramış ve sonrasında hamile kalmış biri olarak özgür olsam ne olur olmasam ne olur, diye düşünüyorum ve ölüme daha da yaklaşıyorum.

Hayallerim vardı anne. Ben de her genç kız gibi sevdiğim birisiyle evlenecektim. Çocuklarım olacaktı. Yıktılar hayallerimi.

Beni intiharın eşiğine sürüklediler. Rabbim biliyor içimi, yaşadıklarımı.

Gidiyorum bu dünyadan.

Ruhum yükseliyor bedenimden ve rahatlıyorum.

Cansız bedenimi alıyor anne babam gözyaşları ile hapishaneden…

Mahkemeyi Kübra’ya bırakıyorum bütün davaları, zulümleri, işkenceleri…

Kardeşlik Ruhu 

 

“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez. Kim, din kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir…” Hadis

Bir ilimizde, bir ablanın sohbet grubundaki ablalar, eşleri ile birlikte içeri alınınca ortada kalan masum çocuklara bir ablamız evini açıyor.

Ev adeta kreş gibi…

Ablamız hepsini tek tek giydiriyor, yıkıyor, yemek yediyor, okula gönderiyor. Adeta o masumlara hem annelik hem de babalık yapıyor.

Ortada kalan masumlardan birine dedesi bakıyor. Bakıyor ama gel gör ki dede çok yaşlı.

Kahramanlığı tarihe altın harflerle yazılacak ablamız yine devreye giriyor. Cuma günü okul çıkışında o masumu alıp elbiselerini yıkıyor, yediriyor, içiriyor. Sonra pazartesi günü okula bırakıyor. Okul çıkışında dedesi alıp yine cumaya kadar torununa bakıyor, Cuma günü okul çıkışında tekrar ablamız alıyor…

 

Bu süreç ne zaman biter bilinmez ama Rabbim cevherleri ortaya çıkarıyor, ham ile hası birbirinden ayırıyor…

 

Masumların yüzü suyu hürmetine Rabbim Yusufları tez ailelerine kavuştursun.

Bizleri de hizmet etmek icin  her fırsatı degerlendiren kullarından eylesin..

Sırlı Anahtar: Dua

  “İcâbete mazhar olmada gâib kimsenin gâib kimse hakkında yaptığı duadan daha sür’atli olanı yoktur.”

Hadis

Rabbim bu insanların sayısını artırsın. Allah; damadımın arkadaşlarından binlerce kere razı olsun. Ben kızımı evlendirdiğimde damadım da benim oğlum oldu. Allah damadımdan ebediyyen razı olsun. Damadım olalı ne beni bir kerecik olsun üzdü ne de kızımı üzdü. Hani kız gibi oğlan derler ya benim damadımda öyle bir oğlan. Melek gibi abdestinde namazında ve hiç kimsenin malına mülküne yan gözle asla bakmayan biri. Ben kendimce diyordum ki benim damadım gibi oğlan dünyada bulunmaz. Günah olur diye benim gölgeme bile basmaz. İşte böyle bir damadım var benim.
Allah nasip etti üç torunum oldu. Gül gibi geçinip gediyorlardı. Taki 15 Temmuz’a kadar. Karıncayı bile incitmeyen kızım ve damadım, darbe bahane edilerek bir gece sabaha doğru, polisler evimize gelerek ikisini de ‘terörist bunlar, darbeci’ diyerek tutuklayıp götürdüler. Biz ne olduğunu bile anlayamadan üç torunumla birlikte yapayalnız kaldık.

Kocam çok önceden vefat ettiği için önümüze düşüpte bize yol gösterecek hiç kimse yoktu. Kızımı Bursa hapishanesine, damadımı da İzmir hapishanesine koydular. Ben yaşlı başıma ve üç torunumla nasıl haftalık görüşmelere giderim diye düşünürken 20 yıllık komşum ben sizi götüreyim dedi. Sabah erken hazır olun dedi. Biz de üç torunumla birlikte sabah erkenden kızımın haftalık görüşmesine gitmek için hazırlandık ve komşumuzun gelmesini beklemeye başladık. Fakat saatler geçiyor bizim komşudan ne gelen var ne giden. Saat epey ilerledi. Çocuklar ben komşuya bir bakıp geleyim dedim ve komşuya gittim. Birde ne göreyim komşu evinde kurmuş sofrayı elinde çay keyfine bakıyor. 20 yıllık komşum beni görünce;

‘Darbecilerle benim işim olmaz’ demez mi bana.

‘Kimle gidersen git, ben seni götüremem’ dedi.

Dünyam başıma yıkıldı. Komşum önceden en küçük işinde bile kızımı damadımı çağırıp işlerini gördürürdü. Ama bugün ettiği laf çok gücüme gitti.
Bu olaydan sonra hiç kimseye korkumdan derdimi anlatamadım. Yardım istediğim diğer kişilerde kızıma damadıma terörist/darbeci derler diye çok korktum. Fakat her gece çaresizlikten ağlıyordum. Kızım ve damadım hapse gireli 3 ay oldu. Biz bir kere bile haftalık görüşmeye gidemedik. Torunlarım ‘annem babam nasıl’ diye sürekli ağlıyorlar özlüyorlar. Herkesin yakını haftalık görüşe gidiyor benim kuzularım hapiste hiç ziyaretçisi gelmiyor diye üzüldüklerini düşünerek kahroluyordum. Bir açık görüş günü tekrar yaklaştı. Bir gün sonra herkes açık görüşe gidecek biz ise yine gidemeyecektik. Açtım ellerimi Rabbime;

“Ya Rabbi çok bunaldım, daraldım, çaresizim. Torunlarım annemizi babamızı özledik diyorlar. Yarın “kızım acaba çocuklarımı açık görüşe getiren olur mu” diye bekler. Ve boynu bükük kalır. Ben ne yapayım ya Rabbi” diye dua dua yalvardım.

Allah dualarımı kabul etti.

Dua ettiğim günün akşamı damadımın arkadaşları ellerinde hediye paketi ile ziyarete gelmişler. Torunlarım için aldıkları hediyeleri çikolataları torunlarıma verince bayram ettiler. Hal hatır sorduktan sonra;

“Bir ihtiyacın var mı hacı anne?” dediler.

Sıkıla sıkıla “oğlum, kızım ve damadım hapse gireli 3 ay oldu. Biz kere bile gidemedik. Yarın da kızımın açık görüş günü, şu torunlarımı analarına götürebilir misiniz?” dedim. Ben böyle deyince hem onlar ağladı hem ben ağladım. Dediler ki;

“hacı anne sen hiç merak etme, senin oğlun bizim hem arkadaşımız hem de kardeşimiz sayılır. Biz geç kaldık sizi ziyaret etmeye. Siz hakkınızı bize helal edin. Bundan sonra bütün görüşmelere biz götüreceğiz sizi” dediler.

Allah dualarımı kabul etti. Bir komşu kapısını kapatan Rabbim bana nice güzel insanların kapısını açtı. Rabbim bana tekrar damadım gibi tertemiz pırıl pırıl gençler gönderdi.

Allah hepsinden razı olsun. Torunlarımı böyle sevindiren, onları yalnız bırakmayan, analarına babalarına kavuşturan damadımın yurtiçi ve yurtdışındaki bütün arkadaşlarından Allah ebediyen razı olsun, en daraldığımız anda imdadımıza yetiştiniz, Allah da ahirette en daraldığınız anda sizin imdadınıza yetişsin.  Rabbim sayınızı artırsın….

Zindandan Yarene mektup

Selamün aleyküm;
Şu hayatta her şeye alıştım: kazanmaya-kaybetmeye, özgürlüğe-mahkumiyete, zarara da kazanca da.. Bir tek senin yokluğuna alışamadım. Bir de seni kaybetme korkusuna.

Seni hizmet ederken görmek beni hep mutlu eden şeydi. Gözlerindeki mutluluğu heyecanı görmek bana hep şanslı hissettirdi. Kermeslerde arabanın arkasına tepsileri sığdırmaya çalışırken ki heyecanın, yüreğindeki kıpırtı izledikçe doyamadığım film gibiydi. Ankarada çıkrıkçılarda kermes için nevresim vs seçerken seni izlemek, gözlerindeki mutluluğu görmek dünyadaki en güzel resimdi ressamı Allah olan.
Şimdi hasat zamanı. Yaptıklarının semeresini alma zamanı. Hiç üzülme, sakın umutsuzluğa düşme. Ağla ağlayabildiğin kadar, gözünde yaş kalmayıncaya kadar ağla, mutluluktan ağla.

Bilirim şimdilerde içinde Yusuf’unu kaybetmiş bir Yakup  var. Kardeşlerinin ve sevdiklerinin vefasızlığına uğramış bir Yusuf var. Bil ki Mısır’ın sultanlığına giden yol kuyudan, köle pazarından geçer. Bil ki her insanın içinde bir Yusuf yatar ve her zindanın yolu saraya çıkar. O gün yakındır. Kardeşlerin ve Züleyha özür dilemek için divanda bekliyor…
Boykot yıllarında da  diller susmuş, kalpler hissetmez olmuştu. Efendimiz (sav) evlat acısı, amca acısı, hepsini katlayan sadık eş acısı yaşamıştı. Mekke yıkılsa yeriydi ama O (sav) sabretti. Karşılığında Rabbisi ona Kevseri vadetti. “Sana kin besleyendir soyu kesik olan” dedi. Bittim denilen yerde Rabbimiz “yettim” dedi.

Sen nezarette yapayalnızken, ben hapiste seni koruyamazken Rabbimiz yetmedi mi? Gönlümüze inşirah vermedi mi? Bil ki boykot yaşanmasa, kevser verilmeyecekti. Bu günler o günlerdir. Güzel bir sabırla sabret ki kevser verilsin, gönlün inşiraha ersin.

 

‘Allahtan başka dost seçecek olsaydım Ebu Bekiri seçerdim’ demişti Nebi (sav). Sevr mağarasında bir zindan da onlar yaşamıştı. Dikenli, taşlı hicret yollarında beraber yürümüş, beraber ağlamışlardı insanlığın kanayan yaralarına. İlk o söz vermişti bu yoldan dönmemeye. Dönmedi de. Cennetle müjdelenmişti.. Sıddık olmuştu…

Şimdilerde sen de yurdunda garipsin, sürülmüş gibisin bilirim. Hüzünler içinde, acılar içinde Sevr’ine çekilmişsin. Allah’ı hatırlatan insanlara dost olmak istediğin için terörist dediler. Nezarete atıldın, hakarete uğradın, çocuklarından ayrılmakla tehdit edildin. Ama Allah sana Hz. Ebu Bekir gibi dostlar verdi. Sığınacak mağara, gidilecek yol oldunuz birbirinize. değil mi ki yoldaş O’dur, değil mi ki kalpten kalbe bir yol vardır. Her  yol  bir ”yoldaş” ve her hicret bir ”Ebu Bekir”  taşır içinde… Ve bil ki; Allah, yolunda gidenleri yarı yolda bırakmaz.
Allah seni yar seçmiş ben şahitim. Sevdiklerine sevdirmiş, yerdiklerine yerdirmiş. Hüzünlenme artık…

Belki sen de zindanlar içinde yaşıyorsun tek başına, horlanmış, incinmiş. Vefasızlığa uğradın belki en sevdiklerinden. Ama Hz. Yusuf gibi, Hz Ebu Bekir gibi, Üstadımız gibi imtihanlar yaşamadın mı? O zaman bize  güzel bir sabır düşer ki, onlara vadedilenlere talip olabilelim.
Sana ağlama demiyorum.
Ağla, ağlayabildiğin kadar ağla. Gözünde yaş kalmayıncaya kadar ağla. Ağlamak rahmettendir.

Gelecek baharın  kokusunu hissederek ağla…

Sesini duyan, gözyaşını silen birileri hâlâ var olduğu için ağla…
Bahara az kaldı…

Kavuşacağımız gün için ağla…
Selametle kal…

Kerpiç Ev     

 * Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmanına teslim etmez. Kim, mümin kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanın kusurunu örterse, Allah da Kıyamet günü onun kusurunu örter * (Hadis)

 

Arabaya yakıt almak için benzinliğe uğramıştım. Arabama benzin koyan eleman beni tanıdığı için;

–  Abi az önce iki müşteri konuşuyordu, kulak misafiri oldum. Sizin arkadaşlardan birisi hapse girmiş. Hanımı da üç çocuğu ile birlikte … köyünde kerpiç toprak evde kalıyormuş, çocuklarını komşuların verdiği çocuk maması ile doyuruyormuş. Adı da Osman’mış. Bir ara bizim burada da gazete dağıtıcılığı yapmış”, deyince arkadaşı hatırladım. 

Benzini aldım ve hemen eve gittim, hanımı yanıma aldım ve düştük yola. 

Hanım;

–  Bey nereye gidiyoruz?’

‘Sorma hanım; yaklaşık on sene önce üniversiteden mezun olmuş bir talebemiz vardı. Öğretmen ataması yapılıncaya kadar ilçemizdeki gazeteleri dağıtmıştı. Öğretmen olduktan sonra bir daha görmedim. Bugün benzin istasyonundaki arkadaşlar söyledi;  üç çocuğu ile birlikte mağdur bir aile var dediler. Anlattıklarına göre bu bizim gazete dağıtıcısı Osman’ın ailesine benziyor. Gidip bir bakalım. Var mı bir ihtiyacı sorup öğrenelim. Allah ahirette bize hesap sormadan biz ablamızın bir ihtiyacı var mı diye soralım.’
Hanımla belirtilen köye vardık. Tek bildiğimiz ablanın üç çocuğu ile bir kerpiç evde kaldığı. 

Bir köylüye  ‘kerpiç evde oturan 3 çocuklu bir aile arıyoruz’ dedik. Bize iki ev tarif ettiler. Tarif edilen evin birine gittik. Baktık ki Suriyeli bir aile oturuyor.

Diğer toprak eve gittik. Hanıma dedim ki;

–  Sen git eve bir bak. Bizim aradığımız ev mi?

Hanım evin kapısını çaldı ve üç çocukla birlikte bir abla kapıyı açtı. Bizim arkadaşın ailesi olduğu her halinden belli oluyordu.

Abla bizi içeriye buyur etti. Göz yaşları içinde eve girdik. Ev perişan. Yokluk ve fakirlik her yerden belli oluyordu. Ablanın öğretmen olan beyi tutuklanınca; annesinin evine gitmekten başka çareleri kalmamış. Ablaya; ‘Beyiniz niçin tutuklandı? Hangi hapishanede tutuklu? Ziyaretine gidebiliyor musunuz?’ vb. sorular sorduk. Abla bizim sorularımız karşısında bir yandan ağladı diğer yandan da anlattı:

 – ‘Beyim öğretmen olduğu için Nevşehir’de oturuyorduk. Kocam öğretmenliği çok seviyordu. Hep; ‘ben çok fakir büyüdüm. Çok zor şartlarda okudum. Fakat Allah nasip etti öğretmen oldum. Bunun şükrünü fakir öğrencilere ücretsiz ders vererek ödeyeceğim’ diyordu ve bir dernekte ücretsiz olarak fakir öğrencilere hafta sonları ders veriyordu. Ta ki 15 Temmuza kadar. Önce kocamı KHK ile ihraç ettiler. Daha sonra kocamı ‘sen …..derneğinde çalışmışsın. Demek ki sende teröristsin-darbecisin’ deyip tutukladılar ve  Amasya hapishanesine gönderdiler. Biz Nevşehir’de tutuklu olursa tanıdık aileler var. Kocamın yanına gidip geliriz diyorduk. Fakat kocam Nevşehir hapishanesinden Amasya hapishanesine gönderilince bizim bütün ümitlerimiz kırıldı. Çünkü Amasya’ya gidip gelecek paramız yoktu. Amasya da hiç tanıdığımız yok. Kalacak yerimiz yoktu. Kocam ihraç olmadan önce bir ev alalım diye bütün elimizdeki parayı bir eve yatırdık. O evin aylık taksit borçları var. Evimizin kapısını çalan yok. Halimizi hatırımızı soran yok. Nevşehir’de yapayalnız kaldık. Amasya’ya kocamın haftalık görüşmelerine gidemiyoruz. Üç çocuk karnı acıkınca yemek istiyor. Ben ev hanımı olduğum için hiçbir gelirim yok. Ve çaresiz bir şekilde annemin yanına bu eve geldik. Annemin  2 ayda bir aldığı 500 TL  yaşlılık maaşı var. Çok şükür, annemin  bu yaşlılık maaşı ile geçiniyoruz. Sabahtan akşama çocuklar buz dolabındaki yiyecekleri bitiriyor. Bir bakıyoruz sabah tekrar dolap dolmuş. Nasıl oluyor bilmiyoruz. Rabbim bereketlendiriyor.’ 

Abla anlattıkça biz hanımla ağladık. Abla devam etti anlatmaya.

-‘Bir gün bir telefon geldi. Telefondaki bayan; ‘Ablacığım kocanızın bu hafta açık görüşü var, otobüs biletlerinizi aldım. Sizi Amasya otogarından bekliyor olacağım ve kocanızın bulunduğu hapishaneye sizi götüreceğim’ dedi. Benim ve çocuklarım için inanılmaz bir sürpriz oldu. Hakikaten otobüs firmasını aradık, sorduk biletlerimiz alınmış. Bir bayram heyecanıyla Amasyaya vardık. Bizi telefon ile arayan abla arabasıyla bizi karşıladı ve bizi beyimin bulunduğu hapishaneye, açık görüşe götürdü. Aylardır kocam ve çocuklarım birbirimizi görmemiştik. Açık görüşte bayram ettik. Ve bize bu bayram havasını yaşatanlar için Allah’a dua ettik. Kocama dedim ki kim bunlar? Bizi nasıl buldular da yardım ettiler? dedi ki:

-Benim kaldığım koğuşta Amasya’nın eşrafından tutuklu arkadaşlar var. Onlar benim üzgün olduğumu görünce derdimin ne olduğunu sordular. Ben de durumumuzu onlara anlatınca dediler ki: Üzülme yan koğuşta Amasyalı bir abi var. İnşallah o senin derdine çare olur dediler ve  bir kağıda benim derdimi yazdılar. Pencereden yan koğuşa attılar. Yan koğuştaki abi attığımız kağıdı okumuş. Allah razı olsun. Haftalık görüşmesinde eşine senden ve çocuklarımızdan bahsetmiş. Abinin eşi de almış seni ve çocukları buraya getirmiş. Ayrıca eşine demiş ki bunların bütün borçlarını öde ve aylık geçinebilecekleri kadar da para yardımında bulun. Eşi de beyinin dediği gibi yapmış. Amasyalı abimizden ve eşinden Allah razı olsun. Her açık görüş öncesi otobüs biletlerimizi alıveriyor. Bizim en büyük sorunumuzun çözülmesini sağladı. Rabbim ne muradları varsa versin. Şimdi; abinin verdiklerini bir borç olarak yazıyorum’ dedi. 

Hanım ve ben ne kadar duygulandığımızı anlatamam. Hanımla birlikte  ablaya;

–  Bundan sonra evinizin tüm market alışverişlerini biz karşılayacağız dedik.

–  Haydi markete gidelim ihtiyacın olanları sen al biz ödeyelim dedik. Abla;

–  Ben asla öyle şeyi kabul edemem, dedi

Hanım dedi ki ‘biz alışveriş yapıyormuşuz gibi yapalım.  Haydi gidelim’ diye ısrar edince zorla kabul ettirdik.

Rabbime binlerce şükürler olsun; bizleri mağdur bir aileye “Kardeş Aile” yaptığı için.