Zindandan Yarene mektup

Selamün aleyküm;
Şu hayatta her şeye alıştım: kazanmaya-kaybetmeye, özgürlüğe-mahkumiyete, zarara da kazanca da.. Bir tek senin yokluğuna alışamadım. Bir de seni kaybetme korkusuna.

Seni hizmet ederken görmek beni hep mutlu eden şeydi. Gözlerindeki mutluluğu heyecanı görmek bana hep şanslı hissettirdi. Kermeslerde arabanın arkasına tepsileri sığdırmaya çalışırken ki heyecanın, yüreğindeki kıpırtı izledikçe doyamadığım film gibiydi. Ankarada çıkrıkçılarda kermes için nevresim vs seçerken seni izlemek, gözlerindeki mutluluğu görmek dünyadaki en güzel resimdi ressamı Allah olan.
Şimdi hasat zamanı. Yaptıklarının semeresini alma zamanı. Hiç üzülme, sakın umutsuzluğa düşme. Ağla ağlayabildiğin kadar, gözünde yaş kalmayıncaya kadar ağla, mutluluktan ağla.

Bilirim şimdilerde içinde Yusuf’unu kaybetmiş bir Yakup  var. Kardeşlerinin ve sevdiklerinin vefasızlığına uğramış bir Yusuf var. Bil ki Mısır’ın sultanlığına giden yol kuyudan, köle pazarından geçer. Bil ki her insanın içinde bir Yusuf yatar ve her zindanın yolu saraya çıkar. O gün yakındır. Kardeşlerin ve Züleyha özür dilemek için divanda bekliyor…
Boykot yıllarında da  diller susmuş, kalpler hissetmez olmuştu. Efendimiz (sav) evlat acısı, amca acısı, hepsini katlayan sadık eş acısı yaşamıştı. Mekke yıkılsa yeriydi ama O (sav) sabretti. Karşılığında Rabbisi ona Kevseri vadetti. “Sana kin besleyendir soyu kesik olan” dedi. Bittim denilen yerde Rabbimiz “yettim” dedi.

Sen nezarette yapayalnızken, ben hapiste seni koruyamazken Rabbimiz yetmedi mi? Gönlümüze inşirah vermedi mi? Bil ki boykot yaşanmasa, kevser verilmeyecekti. Bu günler o günlerdir. Güzel bir sabırla sabret ki kevser verilsin, gönlün inşiraha ersin.

 

‘Allahtan başka dost seçecek olsaydım Ebu Bekiri seçerdim’ demişti Nebi (sav). Sevr mağarasında bir zindan da onlar yaşamıştı. Dikenli, taşlı hicret yollarında beraber yürümüş, beraber ağlamışlardı insanlığın kanayan yaralarına. İlk o söz vermişti bu yoldan dönmemeye. Dönmedi de. Cennetle müjdelenmişti.. Sıddık olmuştu…

Şimdilerde sen de yurdunda garipsin, sürülmüş gibisin bilirim. Hüzünler içinde, acılar içinde Sevr’ine çekilmişsin. Allah’ı hatırlatan insanlara dost olmak istediğin için terörist dediler. Nezarete atıldın, hakarete uğradın, çocuklarından ayrılmakla tehdit edildin. Ama Allah sana Hz. Ebu Bekir gibi dostlar verdi. Sığınacak mağara, gidilecek yol oldunuz birbirinize. değil mi ki yoldaş O’dur, değil mi ki kalpten kalbe bir yol vardır. Her  yol  bir ”yoldaş” ve her hicret bir ”Ebu Bekir”  taşır içinde… Ve bil ki; Allah, yolunda gidenleri yarı yolda bırakmaz.
Allah seni yar seçmiş ben şahitim. Sevdiklerine sevdirmiş, yerdiklerine yerdirmiş. Hüzünlenme artık…

Belki sen de zindanlar içinde yaşıyorsun tek başına, horlanmış, incinmiş. Vefasızlığa uğradın belki en sevdiklerinden. Ama Hz. Yusuf gibi, Hz Ebu Bekir gibi, Üstadımız gibi imtihanlar yaşamadın mı? O zaman bize  güzel bir sabır düşer ki, onlara vadedilenlere talip olabilelim.
Sana ağlama demiyorum.
Ağla, ağlayabildiğin kadar ağla. Gözünde yaş kalmayıncaya kadar ağla. Ağlamak rahmettendir.

Gelecek baharın  kokusunu hissederek ağla…

Sesini duyan, gözyaşını silen birileri hâlâ var olduğu için ağla…
Bahara az kaldı…

Kavuşacağımız gün için ağla…
Selametle kal…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s